We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Tuğrul Eryılmaz anlatıyor: “Ben Tuğrul’a biraz daha edepsizlik ederdim”

120 8 5
25.12.2018

Buluştuğumuzda Asu Maro’ya neden Tuğrul Eryılmaz değil de daha tanınan birisi hakkında kitap yazmadığını sordum. “Bu kadar bilinmeyeni olmazdı” diye yanıtladı. “Ben ona şu ya da bu açıdan benzeyen birisiyle çalışmadım. İyi yöneticilerle de çalıştım ama Tuğrul gibisini görmedim. Seslendirilmeyeni seslendirme konusundaki çabası mesela… Ezilenlerin, sesini duyuramayanların platformu olmayı, bizim bir de görevimiz olduğunu başka birinden duymadım.”

Ben buna ek olarak her şeyi konuşabilmeyi, her şeyi yazabilme imkanı tanımasını da eklemeliyim. Yıllar içinde yollarımız ayrıldı, birbirimize kızdığımız da oldu. Ben onun (ve daha sonra Elçin Yahşi’nin) yanında çalıştığım dönemi hala özlemle alıyorum. Hala bir fırsat olsa her şeyi bırakıp o günlere gözümü kırpmadan dönerim.

Sözünü ettiğim bu çok basit bir lüks yüzünden. Kastım siyaset de değil. Geniş kitlelerin ilgilenemeyeceği, marjinal sayılacak küçücük bir film, bir şarkıcı, bir kitap hakkında bile hiçbir zaman “Ya bunu şimdi kimse anlamaz, kullanmayalım” demedi Tuğrul Eryılmaz. Ezoterik olabilme özgürlüğünü tanıdı, bazen koca bir gazete sayfasını hiç kimsenin bilmediği bir isme gözünü kırpmadan ayırdı. Sanırım o yıllarda kendimizi İkitelli’de değil de Londra ya da New York’ta dergi çıkarıyormuş gibi hissediyorduk.

Bu yüzden de “68’li ve Gazeteci” kitabı vesilesiyle yaptığım Tuğrul Eryılmaz söyleşisine bugün de devam ediyorum. Biraz medyada böyle isimler de olduğu hatırlansın diye…

Biraz da birbirimizden kopuk kaldığımız ve Türkiye’nin, medyanın da değiştiği son 10 yılın karşılıklı bir hesaplaşması da olsun diye…

“SOLCULAR HALA BİZİMLE UĞRAŞIYOR”

Kitapta Radikal’i hep özlemle anıyorsunuz, tekrar belki açılır diye umudunuz var. Ama hiç zamanın ruhuna bağlamıyorsunuz. Nasıl ki 80’ler bitti Nokta bitti, belki Radikal’in de bitmesi gerekiyordu.

Mehmet Y. Yılmaz gidince becerilemedi. Birkaç gömlek büyük geldi İsmet Berkan’a da, bana da, diyelim Eyüp Can’a da… Ama bunun yerine sizin gibi genç kuşağın kafasında ‘Radikal değil ama acaba biz bir Madikal yapabilir miyiz’ sorusu olmalıydı. Bu zamanın ruhuna uygun olarak…

Ben kendi adıma artık değmez diyorum.

Hayır! Bu korkunç bir şey. O zaman git kendini at Haliç’ten, kurtul hayattan. Nasıl değmez ya? Düşünsene bir şey yapacaksın ve bu karşılık bulacak. Bir gazeteci için bundan daha güzel bir şey var mı? Sokak’ta da, Yeni Gündem’de de bize umudu veren bu. ‘Bak oldu,’ diyorsun. Şanssızlığımız Sokak’ı solcuların da sevmemesiydi. Benim en ağırıma giden budur. Hala bizimle uğraşıyorlar.

Solculardan kasıt Doğu Perinçek tayfası mı?

Hayır onları solcu saymıyorum ben zaten. Onlar ulusalcı, sağcılar. Hiçbir itirazım yok, “Tek millet, tek parti, Kürtler kötüdür, onlar herkesi bölerler” diyebilirler. Ama bana sol adına saldırıp bunları söyleme. Sokak döneminde Metin Çulhaoğlu, Aydın Çubukçu gibi değerli iki insanın bizi beğenmediğini hatırlıyorum. ‘Burjuvazinin değerlerini allayıp pullayıp yeni sol diye sunuyorlar’ diye itham ederlerdi bizi. Bizim yeni soldan haberimiz bile yoktu oysa. Solu sulandırdığımızı söylüyorlardı. Biz Asu’yla bu kitabı yazdıktan sonra da bizi aramayan üç yer kaldı, artık aramasınlar zaten. Evrensel, Cumhuriyet, Birgün…

Nedir bu sizin kuşaktaki farklı fraksiyonların bir türlü 68’i paylaşmamalarının nedeni?

Türkiye’de sol hareket başından beri parçalanmakla övünür. Parçalanarak bölünür ve sürekli birbirine karşı gruplar çıkar. Kolay değildi o kadar arkadaşımızın öldürülmesi. 21-22 yaşında adamlar yollarda öldürüldüler. Var mı böyle bir şey? Böyledir siyaset dediğin. Herkes onun mirasına esas varis benim diye sahip çıkmak ister. Zengin baba öldü çocuklar miras paylaşıyorlar. Beraber yapın bir şey becerebiliyorsanız… 68-69, 78-79 aynı şeylerle gidemezsin ki. Ancak ders alırsın.

Kişiselliğe yer var mı gazetecilikte?

Katiyen yok. Ben o kadar sevmediğim bazı insanlarla çalıştım ki… Onlar benimle rakı içme şansına sahip değiller. Çeşitli gruplardan insanlarla çalışmaya çok çaba gösterdim. Çünkü her an yanılabiliyorsun. Birbirine benzeyen insanlar kadar korkunç bir gazeteci ekibi yoktur.

Bana hep rakı içmeyi tercih ettiğiniz insanlarla çalışmışsınız, sadece onlara yazı yazdırmışsınız gibi geliyor oysa.

Olur mu canım… Ne kadar haksızlık! Osman Can bile yazdı ki hayatında rakıyı eline almamıştır. Konu içki değil gerçi, kahve de içmem, evime çağırmam.

Osman Can’ın Radikal İki’ye yazdığı dönemde Radikal İki’ye yazan diğer insanlar ondan farklı düşünmüyorlardı ama.

İpuçları vardı aslında. Yavuz Sabuncu’yu aramıştım, anayasa profesörü. ‘Ya bu Osman Can iyi hoş da bazen bir şey yazıyor, benim kafam karışıyor’ dedim. Tamamen dedikodu yapıyorum telefonda,........

© Habertürk