We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

İttihatçılık ve iki alim!

56 2 4
10.06.2020


1983 yılında fakülteye başladığım ilk sene, bize “İnkılap Tarihi” dersini veren, şimdinin dünyaca ünlü tarih profesörü, o zamanın “Bir Siyasal Düşünür Olarak Abdullah Cevdet ve Dönemi” üzerine mükemmel bir doktora tezini iki sene önce yayınlamış civan hocası M. Şükrü Hanioğlu, belki de düzeyimizi ölçmek, lisede hangi bilgilerle donanıp üniversiteye geldiğimizi aşağı yukarı anlamak için şu soruyu sordu girdiği ilk derste:

“Abdülhamit döneminde, yönetim aleyhtarı düşünceler Mülkiye veya Harbiye okullarında ‘kısmen’ görülmesine rağmen, ‘en fazla ’Mekteb-i Tıbbiye’de görülüyordu. Sizce bunun sebebi ne olabilir?”

Hakkari Lisesi’nden o yıl mezun olmuş, bu kadar büyük bir okulda, bu kadar çok “bilgili” akranımın arasında, arka sıralardan birisine oturmuş taşranın da taşrasına mensup bir yeni yetme olarak, ürkek ürkek el kaldırdım. “Pozitif bilimlerin okutulduğu Tıbbiye sorgulamaya daha çok...” dedim ve gerisini karıştırdım, kurduğum cümleler birbirine bağlanamadı ama sanırım hocam, içinde “pozitif” kelimesi geçen dağınık cümlelerime bir kıymet vermiş olacak ki, söylediğim abuk sabuk şeyleri kısmen onayladı, sonra onları “altlık yaparak” sorusunun cevabını kendisi vermeye başladı.

Her sene ilk dersine bu soruyla başlıyormuş; mühim bir mesele olarak addediyor. Üstelik Tıbbiye’den çıkma Abdullah Cevdet üzerine yaptığı araştırma da bu soruyla açılıyordu.

Anlatmaya başladı.

“Bozguncu” fikirlerin Tıbbiye’de filizlenmesinin esas nedeni o okulda okutulan derslerin içerikleriydi. Tıbbiyenin ders kitapları Fransa’dan geliyordu. O dönem Fransız aydınları arasında “pozitivizm” fikri oldukça revaçtaydı. Hocalar da hakeza... Burada ders veren hocalar da aynı fikirlerle donanmışlardı. “Biyolojik materyalizm” fikri bu mektepte hızla yaygınlaştı. Din toplumun her şeyini biçimlendiriyordu o zamana kadar. Din dışı fikirlerle donanmış bu mektepten yetişen yeni aydın tipi, toplumun yüzyıllardan beri gelen değerler sistemiyle çatışmaya başladı.

O çatışma hala devam ediyor.

Bu yüzden olsa gerek; adına bazılarının “ilericilik” dediği, aslında etkisi bugün de süren kendi değerlerine yabancı, dışarıdan geleni hiç sorgulamadan kabullenip başının gözünün üstüne koyan fikirler, “ders içeriklerinden” dolayı Harbiye ve Mülkeye’ye, Tıbbiye’ye nazaran biraz geç sirayet etti.

“Batının sadece teknolojisini alalım bize yeter” diyen Abdülhamit’in Müslüman, dindar ailelere mensup Anadolu çocuklarına İstanbul’daki mekteplerin kapılarını açmasıyla birlikte, ilk dini eğitimini babası ve imam olan amcasından almış tıpkı Abdullah Cevdet gibi Tıbbiye’ye gelen “dindar” ailelerde büyümüş öğrencilerin çoğu, kısa süre içinde Gustave Le Bon, özellikle de Félix Isnar’ın kitaplarını okuyarak “biyolojik materyalizmin” girdaplarına kapılıp, bir süre sonra Tanrının varlığını kimya formülleriyle açıklamaya giriştiler.

O formüllerle bir yere varamadıkları muhakkak ama buradan, daha sonra imparatorluğun kaderini tayip edecek, belki de günümüzün de biçimlenmesinde pay sahibi olan bir hareketin,........

© Habertürk


Get it on Google Play