We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

İki kutsal mekan; Koçanis ve Nehri’de!

51 9 0
01.12.2019


Hakkari’nin iki ucunda, sarp dağların arasına gizlenmiş iki korunaklı mekan var; biri Nasturilerin kutsal mekanı Koçanis, diğeri Mehdi Eker’in deyimiyle “Nakşibendi tarikatının Anadolu’ya açılan kapısı” olan Nehri...

Yıkıntının üzerinde durdum. Yapı yıkılalı tam yüz yıl olmuş. Demek yüzyıl boyunca bir yere insan eli değmezse, böyle bir hal alıyor! Harabede biten fidanlar boy atmış, zamanla büyümüş, şimdi yaşlı birer ağaçtır hepsi.
Tam karşımda Seyyit Taha’nın türbesi... Onun sağında, yeni restore edilen; 1881’de İran’a başkaldırdığı için derdest edilip oğlu Seyyit Abdülkadir’le birlikte Dersaadet’e götürülen Şeyh Übeydullah’ın Nehri’de kalan oğlu Şeyh Mehmet Sıddık tarafından yaptırılan, bugün Kayme Sarayı olarak bilinen Nehri Ailesinin konağı ki, 1925’teki Şeyh Sait İsyanından sonra kabul edilen Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun gereği; “kapatın”ı “yıkın” olarak anlayan devlet memurları tarafından toplarla yerle bir edildi. Bazı kaynaklarda Şeyh Mehmet Sıddık’ın konağı 1909-1911 tarihleri arasında inşa ettiği yer alsa da kanımca bu bilgi doğru olmasa gerek. Zira Mehmet Sıddık 1908 kışında, bir grup adamıyla birlikte Helane köyüne giderken yaman bir tipiye yakalanmış, müritleri atın yularını serbest bırakmış, yolu bilen sadık hayvan karları yara yara Helane Köyü'nde yoksul bir Hıristiyan köylüsünün evinin kapısına varır gecenin geç bir vakti. Atın kişnemesine uyanan köylü dışarı çıkar, bir de bakar ki atın sırtına adeta yapışmış halde cansız bir beden; cesedi indirir, eve taşır, solgun kandil ışığında donan adamı hemen tanır; ölen Şeyh Mehmet Sıddık’tır.

Mehdi Eker'le Koçanis Kilisesi önünde...

Üzerinde durduğum harabe Kelat Tekkesinin kalıntılarıydı. Bir diğer adı Kelétan’dı bu binanın.
Altımda bir tarih inim inim inliyordu.
Üzerinde gezindiğimiz harabenin yıkıntıları arasında kalmış sızılı, acılı, hüzünlü bir tarih bir fısıltı gibi can çekişiyordu.
Tam yüzyıldan beri...


*

Hakkari’den sabah çıktık yola, buraya vardığımızda öğlen üzeriydi. Aylar önce sözleşmiştik, Şemdinli’ye varıp Nehri’de Seyyit Taha’nın türbesinde bir Fatiha okuyacaktık.
İki gün önce geldik Hakkari’ye Mehdi Eker ve tarihçi dostumuz Mahmut Akyürekli’yle birlikte. Önceki gece bir aşiret meclisinde, bir dengbéjin divanına diz kırdık. Bir hafız açtı dağarcığını, çözdü heybesinin ağzını, söze asıldı. Sıra dağların arkasında saklanmış yüzlerce hikayeyi aldı saklandığı koyaklardan, yüksek hisarlara oyulmuş kaya kovuklarında üzerine sinmiş tozdan silkeleyip getirdi koydu orta yere. Anlattıkça büyüdü dünya, söz döndü dolaştı İstanbul’un fethi kasidesini, Kıyamet kasidesi kovaladı, kelam gelip Nasturi bahsinde soluklandı.
Mehdi Abi ile Mahmut Abi sordu, ağabeyim Dengbéj Abdülkadir sözün palamarını çözdü, gecemiz uzadı, kelam dolandı odanın içinde, bize ertesi gün için bir gezi haritası çıkardı.
Buradan kalkacağız, Berçelan yaylasına giden yokuşa tırmanacağız, çıktığımız üç bin metrelik yükseklikte, tam karşımızda yer alan Gare dağlarını, Cilo’nun Reşko doruğunu, uzaklardaki Semedari yaylasını kısık gözlerle bir süre seyredip, esen kar havasından bir an önce kurtulmak için geçidin öbür tarafından yokuş aşağı bırakıp kendimizi derin bir vadinin karnına oturmuş Koçanis köyünde bulunan, tekmil Nasturilerin en kutsal mekanlarından birisi olan, ruhani liderleri Mar Şemun’un kilisesini büyük bir hüzünle ziyaret edecek, geldiğimiz yoldan geri dönerek ertesi gün öbür uçta bulunan ikinci ruhani merkez olan Nehri’ye yapacağımız yolculuğun heyecanını yaşayacaktık.
Nehri’ye varınca, Seyyit Taha’nın türbesinde okunan ilk Fatiha’ya kadar bu heyecanımız hiç dinmedi.

Kelétan........

© Habertürk