menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mahalleyi dinozorlar bastı

97 0
15.08.2026

“Oak Caddesi’nin Sonu”nun (The End of Oak Street) basın gösterimine giderken “Yine mi dinozorlar? Hâlâ devam eden Jurassic serisi yetmiyor mu?” diye düşünüyordum. Çünkü Hollywood’un, başarılı işleriyle tanınan insanları toplayıp onlara vasat dinozor filmleri çektirmesine, seyircilerin de salonları doldurmasına alışmıştım artık.

Açıkçası, “mahalleyi dinozorlar bastı” konseptinden de fazla beklentim yoktu. En çok merak ettiğim nokta, dinozorları ABD’ye getiren hikâyenin nasıl gelişeceği, nereye bağlanacağı, filmi hangi türe dahil edeceğiydi.

Filmden çıktığımda ise en az düşündüğüm konu belki de buydu. Dinozorların mahallede olmalarının nedeni, belki hikâyeye sınıf atlatmıyordu ama belirleyici olan, dinozorların Jurassic serisinden çok daha farklı bir nedenle orada olmalarıydı. Ayrıca karşılaşmanın gerçekleştiği dönem anlamlıydı.

Henüz Jurassic Park’ın ortaya çıkmadığı, dinozorların anaakım sinemaya bu kadar çok dahil olmadığı; Steven Spielberg’in banliyöde geçen “Üçüncü Türden Yakınlaşmalar” (Close Encounters of the Third Kind - 1977) ve “E.T.” (1982) gibi uzaylı ziyaretlerini konu alan bilimkurgu filmlerinin popüler olduğu yıllarda geçiyor film.

Spielberg’in uzaylıları, Amerikan banliyösüne iletişimi, dostluğu, ileri teknolojileri ve fizikötesi güçlerini getiriyorlardı. Kesinlikle, düşman değildiler.

Senaryoyu da yazan yönetmen David Robert-Mitchell’in dinozorları ise mahalleyi doğanın vahşetiyle tanıştırıyor; onlara besin zincirinin alt taraflarında yer almanın nasıl bir deneyim olduğunu gösteriyor. Zaten tek bir dertleri var, o da beslenmek…

Dinozorlarla insanların karşılaşmasını film boyunca Platt ailesi üzerinden seyrediyoruz. Açılış sahnesinden itibaren finale kadar hep onlarla beraberiz. O yüzden hikâyeyi “aile, dinozorlara karşı” diye özetlemek mümkün. Ama tek mesele, dinozorlara karşı verilen mücadele değil. Ailenin kendi içinde önemli dertleri var ve film aynı zamanda bu sorunlarla ilgili…

Birçok felaket filmi alttan alta babanın çocuklarını koruması, parçalanmış aileyi bir araya getirme çabaları üzerine kuruludur. “Oak Caddesi’nin Sonu” da bir bakıma, mahallede yaşanan felaketi, hatta kıyameti anlatıyor. Gerçi parçalanmış bir aile yok karşımızda ama parçalanmanın eşiğindeler…

Mahallede, bir açık hava buluşmasında açılıyor film. Platt ailesinin güzel havadaki piknik keyfi yarım kalıyor çünkü baba Greg Platt (Ewan McGregor), ek işe gitmesi gerektiğini söylüyor. Anne Denise Platt’ın (Anne Hathaway), bu beklenmedik habere gösterdiği tepkiden aile içindeki sorunların yeni olmadığını anlıyoruz. Özellikle de oğulları Brian (Christian Convery) ve kızları Audrey’nin (Maisy Stella) bakışlarından… Film ilerledikçe, Denise ve Greg’in birbirlerinden sakladıkları bazı şeyler olduğu da ortaya çıkıyor.

David Robert Mitchell “parçalanmak üzere olan ve çok daha büyük sorunlar karşısında yan yana gelen aile” klişesine yeni ve taze bir bakış açısı getiriyor mu, derseniz; olumlu yanıt veremem açıkçası. Ama Platt’ların sorunlarının sahici ve gerçekçi olduğunu, dört karakterin de iyi yazıldığını söyleyebilirim.

Denise sadece iyi anne ve sadık eş değil, aynı zamanda roman yazarı olmak istiyor. Filmin ilk bölümünde, anlattığı hikâyelere kendi duygusal deneyimlerini ekleyen ve gelecek vadeden bir yazar olduğunu anladığımız bir sahne........

© Habertürk