menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Emperyal Akıl, Müslüman Liderler ve Çifte Standart

8 0
04.01.2026

Dünya siyasetinde yaşanan gelişmelere dikkatle bakıldığında, benzer krizlere farklı coğrafyalarda bambaşka yöntemlerle müdahale edildiği açıkça görülür.

Latin Amerika’da yaşanan siyasal gerilimler genellikle ekonomik yaptırımlar ve diplomatik baskılarla yönetilirken, konu Müslüman ülkeler olduğunda askerî müdahale, darbe ve iç savaş senaryoları hızla devreye sokulmaktadır.

Bu fark tesadüf değildir.
Venezuela örneği bu durumu anlamak için önemli bir karşılaştırma imkânı sunmaktadır.
Maduro yönetimi, Batı karşıtı söylemlerine rağmen doğrudan askerî müdahaleye maruz kalmamış; ambargo, medya baskısı ve iç muhalefetin güçlendirilmesi gibi yöntemlerle sınandı daha sonra etrafı sarılarak liderini en uygun zamanda paketleyip ABD'ye götürdüler.
Peki Venezuela Müslüman bir ülke olsaydı, tablo aynı olur muydu?
Yakın tarih, bu soruya pek de iyimser bir cevap vermemektedir.

Irak’ta Saddam Hüseyin, Libya’da Muammer Kaddafi, Mısır’da Muhammed Mursi örnekleri gösteriyor ki Müslüman coğrafyada ortaya çıkan güçlü liderler çoğu zaman “dizayn edilecek” değil, “tasfiye edilecek” unsurlar olarak görülmüştür.

Bunun sebebi yalnızca siyasal tercihler değil; bu liderlerin taşıdığı medeniyet ve kimlik iddiasıdır.
Batı için sorun, bir liderin otoriter olup olmamasından ziyade, hangi değerleri temsil ettiğidir.

İslam dünyasında liderlik, çoğu zaman dini referanslar, ahlaki meşruiyet ve toplumsal rıza ile güç kazanır.
Bu durum, dış müdahalelere karşı daha dirençli bir yapı ortaya çıkarır.

İşte emperyal aklın asıl rahatsızlığı da burada başlar.
Ümmet bilinci; sınırları aşan, parçalanmayı zorlaştıran ve uzun vadeli bir dayanışma potansiyeli barındıran bir anlayıştır.
Bu........

© Habername