Mü’minin şiarı ‘Doğru’ ve ‘Emin’ olmaktır…
Günümüz insanının belki de en çok yenilgiye uğradığı alandır, doğru ve dürüst olabilmek, doğru kalabilmek, doğrunun mücadelesini vermek, doğru sözlülerden olmak. Bir gün bir mescitte Efendimiz’e (sav) soruyor sahabeler, tek tek bazı günahları sayarak; “Müslüman şunu yapar mı, bunu işler mi?” diye. Hepsine “evet bazen işler, yapar” diye cevap alıyorlarken “Müslüman yalan söyler mi?” sorusuna gelince sıra; “Hayır, Müslüman yalan söylemez, yalanla iman bir arada bulunmaz” diye şiddetli ve hakikaten korkutucu bir cevapla karşılaşıyorlar.
Yalan söylemeyi münafıklık alametlerinden biri olarak, hatta en başta zikreden, “Aleyhinize bile olsa doğruyu söyleyin” buyuran Zatı (sav) takip edeceğimize söz vermiştik iman ederken hatırlarsanız.
O Peygamber ki “Hûd suresi beni ihtiyarlattı” buyurmuş ve sonrasında da bu hale sebep olan ayetin, surede geçen “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayeti olduğunu bildirmiştir. Elbette bu, özelde Habib-i Kibriya’ya (sav) genelde ise tüm ümmete şamil bir emirdir. Bize dosdoğru olmak emredildi, doğru ve eğri işlerimizden, sözlerimizden, hallerimizden dolayı bizi eksiksiz hesaba çekecek Rabbimiz tarafından.
Doğru olmak, doğruyu söylemek beraberinde “emin” yani güvenilir olmayı da getirir ki bu daha peygamberlik tacını giymeden önce de Efendimiz’in (sav) en önemli özelliği idi. Oysa yaşadığımız hayata baktığımızda, çoğunlukla ve........
