menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

11. SİYASETTE YANLIŞLAR (3)

9 0
24.12.2025

Geçen Haftadan devam:

1.REJİM -SİSTEM

2007 de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde laik kesim son kalemiz düşüyor, memleket elden gidiyor mantığı ile ölüm kalım meselesi gibi hareket ederek bütün güçleri ile Abdullah Gül’ün seçilmesini engellemeye çalışmışlardı. Bu kesimin korkusu mütedeyyin insanlara yaptıkları işkence ve eziyetlerin, reva gördükleri muamelenin intikamından korkmalarıdır.

Siyaset zor bir iştir. Bu zorluk sistemden kaynaklanıyor. Ancak bugüne kadar sistemi değiştirmeye kalkan siyasetçi gelmedi, gelemezdi. AK Parti onuncu yılından sonra sistemin rejimin temellerini değiştirmeye teşebbüs etti. Bu arada kapatılma davası ile karşılaştı. Anayasa değişikliğini gerçekleştiremedi, ancak mevcut anayasa maddelerinde sınırlı bir düzeltme yapabildi. Bu nedenle bu değişikliği destekleyenler de yetmez ama evet mantığı ile destek verdi. Çünkü muhalefet (kendi işine yarayacak değişikliklere rağmen) bütünüyle karşısında yer aldı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın karşılaştığı engeller, zorluklar tehditler atlattığı suikastlarla tarihte benzerine herhalde çok az rastlanan bir liderdir. Bu nedenle yiğidi öldür hakkını yeme deyimi çerçevesinde, sevmeyenler için de Tayyip Bey nadir ve müstesna mücadeleci sabırlı bir siyasetçidir. Siyasetin zor oluşunun bir başka sebebi dış düşmanlardır. Bunlar İngilizler Amerikalılar ve İsrailliler başta olmak üzere batılılardır. Ayrıca siyon protokollerinde bir madde vardır. O maddede siyasetçileri engellemekten devlet yönetimini zorlaştırmaktan siyasetçilerin medya tarafından en acımasızca eleştirilere maruz kalmasından bahsediyordu. Yani dış güçler özellikle Siyonizm daimi bir düşmandır. Geçen gün bir tv programında konuşmacı başkanlık sistemini savunurken mevcut sistemin İngilizlerin parlamenter sisteminin kopyası olduğunu ve yönetememek üzere kurgulandığını söylemişti.

Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi aslında fiili olarak başkanlık demektir. Bu konu tartışılıyor. Birçok tıkanıklığın bu sistemle açılacağını sistemin hantal yapısının değişeceğine inanıyorum. Bundan sonra Refahyol Hükümeti gibi hükümetleri zorla yıkıp, Ecevit gibi siyasetçileri de azınlık hükümeti kurdurup sonra APO’yu yakalatıp teslim ederek Ecevit’i tekrar başbakan yapmak gibi dış manipülasyonlar herhalde bundan sonra mümkün olmaz. Ecevit de nitekim APO neden teslim edildi anlamadım demişti. Malum 12 Eylül ve 28 Şubat darbeleri de dışarıdan yönlendirilen darbelerdi. Halk desteğine sahip güçlü bir başkanın bu tür müdahalelere fırsat vermeyeceğini düşünüyorum.

Gerek Özal gerek Erbakan ve gerekse Erdoğan icraat yaptılar ama yıkıcı önleyici muhalefete rağmen icraat yaptılar. Özal bir şekilde ortadan kaldırıldı. Erbakan zorla engellendi. Erdoğan ise taktik manevralarla hem icraat yapıyor hem engellere karşı mücadele etti ve halen ediyor. Statükocu sistem değişime dirense de dinamik bir şekle dönecek görünüyor.

Siyasette başarılı olmak için iyi niyetli olmak dürüst olmak çalışkan olmak vatansever olmak bunların hepsi lazım ama yetmiyor. Önünüzde duvarları kalın ve aşılmaz bir sistem duruyor. Sistem neden böyledir? Sistem yönetimi zorlaştırmak üzere kurgulanmıştır. Bunu iyi düşünmek lazımdır.

2.KANUNLAR

Mevcut kanunların birçoğu malum ithal kanunlardır. İsviçre medeni kanunu İtalyan Ceza kanunu ve diğerleri bunlar bizim toplumumuzun kültürüne ve örfüne uymuyor. Kanunlar bünyemize uygun değildir. Yeri gelmişken bir bombalı suikast ile öldürülen Uğur Mumcunun veciz ölçüde bir sözünü paylaşmak istiyorum. Uğur Mumcu Türk’ü tarif ederkenİsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza mahkemeleri usulü yasasınca yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir." Yani kanunlar baştan aşağı yanlış demek abartı olmaz.

Bu arada Avrupa Birliği normlarına uymak için zinanın suç olmaktan çıkarılması ve idamın kaldırılması bunlar devlet olarak yapılan büyük yanlışlardır. Zina Allah katında büyük günah iken devletin zinayı suç kabul etmemesi sosyal yapıyı bozar, toplumun dejenere olmasını hızlandırır. İdamın kaldırılması da Kuran’da geçen ‘’kısasta hayat vardır’’ hükmüne ters olup suçları caydırmamakta, suçlu lehine işlemekte ve toplumun aleyhine olmakta ve masumlar cezalandırılmaktadır. Toplumun bütün kesimlerinin sinir uçlarına dokunan ve hunharca işlenen Özgecan cinayetinde katillere idam cezası verilememesi toplum vicdanını teskin etmemiş, idam tekrar tartışılmaya başlanmıştır. Cezalar kamu vicdanını tatmin etmemekte, suç işlemekten caydırmamaktadır.

3.DEMOKRATİK GÖSTERİ HAKLARI

İnsanların gösteri ve yürüyüş........

© Habername