Olmayan ahlakla üstünlük kurulmaz!
Bir tartışmada, çatışmada veya anlaşmazlıkta kendisini ahlaki olarak daha doğru, daha erdemli ve daha haklı konumda görmeyi ifade eden İngilizce deyim…
Bizdeki karşılığı “ahlaki üstünlük…”
Sözde “tanrı tarafından seçildiklerine” inanan ve gittikleri yerde fitne, kan, gözyaşı götüren İsrail halkı ve genel olarak Yahudileri “vicdan azabına” düşmekten alıkoymaya yarayan kavram…
Ahlaki sınırları, endişeleri olmayanların, düzgün insanları “ahlak” ile vurmaya çalıştığı kurnazca, ikiyüzlüce ve ahlaksızca bir saldırı biçimi.
Bir tarafın ahlaken daha zayıf olduğu halde, rakiplerine karşı “biz daha doğru yoldayız, siz ahlaksızsınız” mesajı verdiğinde hissettiği o sahte moral üstünlüğü…
Siyasi açıdan baktığımızda ise kısa vadede rakamsal üstünlüğün mümkün olmadığı durumlarda devreye sokulan ve iktidarı yıpratmaya yarayan sihirli bir operasyon kavramı…
Türkiye siyasetinde, özellikle AK Parti iktidarına karşı tam da bu tarz bir “ahlakî üstünlük savaşı” yaşandı ve halen yaşanmaya devam ediyor.
Rakamsal üstünlüğün siyaseten mümkün olmadığı gören malum kesim, yıllardır kendilerinde pek olmasa da “ahlâkî üstünlüğü” ele geçirme sevdasıyla, iktidara karşı sistematik bir kampanya yürütüyor.
“Ahlak”ın tanımını kendi kafalarına göre şekillendirebileceklerini düşünen, “ehline helaldir na ehle haram” diyerek toplumsal değerlerle bağdaşmayan rezilliklere kılıf uydurmaya çalışan bu güruh, yıllarca kendilerini “daha faziletli” olarak pazarladı.
Soma’da, Gezi’de, Kaz Dağları’nda, 6 Şubat ikiz depremlerinde hep bir adım öne çıkarak, olmayan “ahlaklarıyla” üstünlük tasladı.
Bir tek kendilerini namuslu ve düzgün gören bu kesim, amaca giden yolda “dini siyasete........
