Amerikan rüyasından korku devletine
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’a geri dönerken “düzen” ve “ulusal güvenlik” vaatleriyle yola çıktı. Ancak geçen aylar, bu vaatlerin Amerika’yı daha güvenli değil, daha gergin, daha kutuplaşmış ve daha korku dolu bir ülkeye sürüklediğini gösteriyor.
Trump’ın göçmen ve yabancı karşıtı politikaları, artık sadece düzensiz göçmenleri değil, Amerikan toplumunun bizzat kendisini hedef alan bir iç baskı rejimine dönüşmüş durumda.
Bugün Amerika’da, silahlı Göçmen ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanlarının ölüm saçtığı, hukukun geri çekildiği sokaklarda hissedilen şey güvenlik değil; devletin sert yüzüyle karşılaşma korkusu.
Trump yönetiminin göç politikası, sınır güvenliği çerçevesini çoktan aşmış durumda. ICE, klasik bir idari göç birimi olmaktan çıkarılıp yarı askerî bir iç güvenlik aygıtına dönüştürüldü.
Maskeli, ağır silahlı, yerel yönetimlere hesap vermeyen federal ekipler; mahallelerde, iş yerlerinde, trafikte “göçmen avına” çıkıyor.
Latin Amerikalılardan Müslümanlara, Afrika kökenlilerden Asyalılara kadar tüm yabancıları hedef alan bu insan avında artık beyaz Amerikalılar bile güvende değil.
“Amerikan rüyası” güvenliğin ve adaletin kaybolduğu korku dolu kabusa dönüşüyor.
KURŞUN MİNNEAPOLİS’TE ÖFKE ÜLKEDE PATLADI
Minneapolis’te 37 yaşındaki aktivist ve şair, üç çocuk annesi Amerikan vatandaşı Renee Nicole Good’un ICE ajanları tarafından vurularak öldürülmesi, baskı politikalarının geldiği noktayı gözler önüne serdi.
Bu korkunç olayın ardından soruşturma bile başlamadan Trump, öldürülen Good’un ajanı ezmeye çalıştığını savunarak onu “provokatör” ilan etmekten çekinmedi.
İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem, öldürülen kadını “iç terörizmle” suçlarken ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, sosyal medyada Good’u “deli bir solcu” olarak hedef gösterdi. Bu açıklamalar yalnızca çevresinde sevilen bir kadını değil, gerçeğin kendisini de infaz etti.
Çünkü olayın görüntüleri, arabasında çocuklarının oyuncakları bulunan Good’un kimseyi ezmediğini, ajanlardan uzaklaşmaya çalıştığını açıkça ortaya koyuyor.
Videolarda, yüzü kapalı bir ICE görevlisinin “lanet olası arabadan in” diye bağırdığı, kapıyı zorladığı ve agresif davrandığı net biçimde görülüyor.
Good ise sakin bir sesle şunu söylüyor: “Sana kızgın değilim.” Kısa bir süre sonra Good, üç kurşunla öldürülüyor.
Sızan görüntülerde Good’u vuran ajanın ağır küfürler ettiği de görülüyor. Bu sarsıcı ölümden sadece bir gün sonra ise federal ajanlar bu kez Portland’da, bir hastane önünde, biri kadın biri erkek iki kişiyi daha vurdu.
Good’un öldürülmesi, ABD’de zaten gerilim altında olan göçmenlik tartışmasını yeni bir eşiğe taşıdı. Minneapolis’te sıkılan kurşun, sadece bir hayatı sona erdirmedi; ülke genelinde büyüyen bir öfkeyi de harekete geçirerek toplumsal kırılmayı tetikledi.
ICE karşıtı protestolar, kısa sürede Minneapolis’ten Portland’a, Oregon’dan Teksas’a, Chicago’dan Los Angeles’a yayıldı; hafta sonu yüzlerce eylem yapıldı.
Eğer bu sertlik sürerse, ICE karşıtı eylemler bir göçmen tepkisi olmaktan çıkıp Trump yönetimini sarsabilecek iç krizlerinden biriyle karşı karşıya bırakabilir.
Polis devletine dönüşen Amerika’da artık hedef sadece “yabancılar” değil; yanlış yerde bulunan herkes.
YETKİ SAVAŞLARI VE KIRILAN FAY HATLARI
Bu dalga yalnızca sokağın devlete tepkisi değil; federal güçlerle yerel yönetimler ve kolluk birimleri arasındaki açık bir çatışmanın yansıması haline geldi.
Demokratların........
