menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İzafiyet, ihtimal, kuantum vs...

180 0
yesterday

İlim meşru anlamda aslında bir hakikat arayışından başka bir şey değildir. Batı “bilim” dediği şeyi “ihtimal, maliyet ve risk” üçgenine hapsetti. Bunun üzerine “siyaset ve ekonominin şalı”nı örttü. Şeytan; pragma putu üzerinden, reelpolitik ve reel “piyasa sopası”nı kullanarak toplumu yola getirmeye çalıştı. Akıl putuna böylece bir yol açıldı. Toplum; rasyonalizm, pragmatizm ve determinizm şeytan üçgeni ile eğitildi. Bunların bilim, felsefe, sanat dedikleri şeyler bu sürecin çıktısıdır.

Onlar “toplam kalite standardı” şartı ile girdileri kontrol ederek çıktıları belirleyeceklerini düşünüyorlardı.

Hukukun yerini matruşka yasalar aldı: Uluslararası sözleşmeler ve uluslararası yargı, “uluslararası normlar” ve standartlar; ulusal anayasa ve yasalar, tüzükler, yönergeler, genelgeler, standartlar vs... Düzen inşa etmek adına devletler ve toplumlar uluslararası sisteme entegre edildi. Transhümanizm ile insan bir yandan din, ahlak, gelenek, tarih ve gelecek tasavvurundan ve hatta biyolojik cinsiyetinden soyutlanarak nesneleştirilirken; eğitim, medya, moda akımları, algı operasyonları ile fert, kişi, şahıs olmaktan uzaklaştırılarak “birey” olarak nefsi, heva ve hevesleri ile baş başa bırakıldı. Şimdi artık onları “Şeytan’ın Kâlû Belâ zamanı”nda söz verdiği Metaverse’teki yeryüzü cennetine göndermenin, onları bir avatara hapsederek ellerinden almanın zamanı geldi mi dersiniz?.. Onlar bugün akıllı telefonlar, evler, otomobiller ve şehirlerle artık 5G Starlink'ler üzerinden “Nesnelerin İnterneti”nin nesnesi hâline geldi. Onlar bugün “kendi kaderlerini kendileri yazmak”tan söz ediyorlar. Gerçek hayatı bilgisayar oyunu ile karıştırıyorlar. Yakında bu gidişle bu şeytani oyunun biyonik bir parçası hâline geleceklerinin farkında bile değiller.

Geçen gün Eski Enerji Bakanı Ali Rıza Alaboyun, Yeni Aksaray gazetesinde “Gazzali’nin Ateşi, Heisenberg’in Belirsizliği: 900 Yıllık Kuantum Randevusu” başlıklı bir yazı yazdı. Yazı şöyle başlıyor: “Hayal edin: Elinizde bir çakmak ve bir parça pamuk var. Çakmağı çakıp alevi pamuğa yaklaştırırsanız ne olur? ‘Tabii ki pamuk yanar, bundan daha doğal ne olabilir ki!’ dersiniz. Haklısınız. Peki size, bundan tam 900 yıl önce yaşamış bir düşünürün, ‘Ateşin pamuğu yakması kesin bir zorunluluk değildir; biz sadece iki olayın peş peşe gelmesine alışmışız’ dediğini söylesem?”

Gazâlî’nin Tehâfütü’l-Felâsife’sinin “17. Mesele”sinde yazdıklarının 20. yüzyılda insanlığın gördüğü kuantum fiziğinin kapısını aralayan bir fikir olduğunu düşünün. Evet, Newton’un zannettiği gibi evren saat gibi bir bütünlük ve nedensellik içinde mi hareket ediyor?

Sizce Hz. Muhammed (s.a.v.) bir anda nasıl Mekke’den Mescid-i Aksa’ya gitti? Hani şu İsra ve Miraç olayı... Ashâb-ı Kehf, o gençler bir mağarada nasıl 300 yıl uyudular? Peki Hz. İsa nasıl babasız doğdu? O nasıl diriltti bir ölüyü? Bir bebek nasıl konuşur? Çocuk Davud’un sapan taşı ile zamanının en büyük ordusuna sahip Tanrı-Kral Goliath’ın (Câlût) 100.000 kişilik ordusu........

© Haber Vakti