“Halkçı” olmaktan anlaşılan buysa!
Evet, bir bayram daha bitti. Dokuz günlük taammüden kent işgalinin görsel performansını yaşadık / yaşatıldı her birimize.
Şehir; Roma-Bizans dönemlerinden bu yana nerdeyse ikibin yıllık iki ana arter caddesi, kaldırımları, meydanları ile birlikte adını artık koyalım lütfen seyyar satıcılar ve işyeri sahiplerinin kaldırım ve caddeyi kendi mülkleri sayarak İŞGAL’i altındaydı.
Böyle bir pervasızlığı, böyle bir zulmü bu KADİM şehir hak ediyor mu? “Hak ediyor” demek ki, ya göz yumup izin veriyorlar, ya da çaresiz kalıyorlar.
“İdeolojik köylülük” bu şehrin ruhunu ele geçirmiş durumda. Bunun başka izahı yok. Şehir dediğiniz yer bir başka hemşerinizin özgürlük alanına müdahale etmeyi aklınızdan dahi geçirmemeniz gereken bir ortak yaşam alanıdır. Özgürlüğünüzün bir diğerinin özgürlük alanı ile sınırlandığını empatiyle bilmenin ve ona göre davranmanın mekânsal manzumesidir şehir.
İstediğim yere tezgahımı koyar işime bakar “ekmek kapımdır” deyip engel olmaya kalkana her türlü şiddeti uygularımın adıdır merak edenlere ideolojik köylülük…
Peki bu pervasızlık kimin / kimlerin umurunda ki!
Bu kentin merkezi idare tarafından atanmış tam yetkili Valisi var. Üstelik büyük bir şehrin belediye başkanlığından gelme ve yerel yöneticilik deneyimi olan ve şehirle duyarlı ilişkileri de olduğu hissedilen, bilinen bir Vali. Bu kentin her üç yurttaşından ikisinin oyunu alarak seçilmiş Büyükşehir ve Sur Belediyeleri var. Eşbaşkanları, Belediye Meclisleri ve ilgili birimleri ile…
Niye iki kurum; Valilik ve........
