Yalnızlığın zihinsel gizemi
Varmanın sınırı yoktur. Vardığını sanan, yanılır. Çünkü varamazsın; sadece gördükçe dönüşür, dönüştükçe yeniden görürsün. Bu hal, bitmek bilmeyen bir tanıma ve yeniden kurulma farkındalığıdır. İnsan değişmeden dünya değişmez.
O anın ne zaman başladığı bilinmez. Bir şehirde olabilir, bir mağarada ya da bir bahçede; bir ormanın içindeyken ya da çölün ortasında, gökyüzünün insana yaklaştığı bir yerde. Yer değişir, zemin değişir, zaman yerinden oynar; ama olan şey değişmez. Bir noktada durulur. Bu durma görmedir, yorgunluktan ya da vazgeçişten doğmaz; bu dokunmanı bitmesi de değildir. Daha çok, içerden gelen ve adı olmayan bir yön duygusu gibidir. İnsan bu görmeyi seçmez; görme, insanı bulur. Konuşma ihtiyacı çekilir, kelimeler geride kalır. Söylenecek bir şey yoktur; çünkü görülen yerde söz, kendiliğinden anlamını yitirir.
Ne zaman geçildiği fark edilmeyen yaşamlar vardır. Bu, bir adım atmak gibi yaşanmaz; daha çok geride kalanla bağın yavaşça gevşemesi gibidir. Sesler sanki biraz uzaktan gelmeye başlar. İsimler, tutunacak yer bulamaz. Roller, taşınması gereken yükler olmaktan çıkar. İnsanların, yapılacakların, geçmişin ve geleceğin ördüğü o sıkı ağ, fark edilmeden geride kalır. Öne doğru açılan alan sessizdir ama boş değildir. Yoğundur ama........
