Başkanların 'güvenli limanı' neresi?
Çocukluğum futbol topunun peşinde koşmakla geçti. Halı saha henüz icad edilmemişti, edildiyse de bizim oralara gelmemişti. Hoş olsa da saatine para verip oynar mıydık, pek sanmıyorum. O sebeple mahalle aralarındaki boş arsaların, yakınlardaki ekilmemiş tarlaların taşını temizler, iki direk diker futbol sahası haline getirirdik. Kaç arsanın, kaç tarlanın taşını temizlediğimizi hatırlamıyorum bile.
Anne babalar şikayetçiydi.. Evde oturup ders çalışmayan, yazın sanayiye gitmeyip sürekli top peşinde koşturan çocuklardan... "Boyun uzamaz, bacakların yamulur, parantez bacaklı olursun maazallah" telkinlerini geçtim. Bazen öyle argümanları sahaya sürerlerdi ki aklın şaşardı.
Meseleyi bin 400 yıllık tarihsel yaralara dayandıranlar bile vardı. "Oğlum futbol nasıl icad olmuş biliyor musun? Yezid Kerbela'da Hz. Hüseyin efendimizin başını kesip top oynamış. Bu lanet oyun öyle çıkmış. Günah oğlum günah..." ChatGBT'de yok ki sorasın. Ne yalan söyleyeyim etkilenirdik, "Acaba basketbola mı yönelsek, hem boyumuz da uzar" diyenler olurdu... Üç-beş gün sahalardan uzak kaldıktan sonra yine gazozuna maçlar başlardı...
Neyse, aradan yıllar geçti, "biz büyüdük ve kirlendi dünya". Tabii futbolda nasibini aldı bu kirlenmeden. İlgimi de kaybettim zamanla. En son Arjantin-İspanya Dünya Kupasının finalini izledim. Futbolcuların bazı davranışları hiç değişmiyor. Rakip topa müdahale ederken, müdahaleyi kendisine........
