We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Topik’in anısına…

21 12 15
11.12.2020

Topik öldü. Bu yazı ona armağanım. Onun ardından gündem üzerine ahkam kesmek içimden gelmedi. İnsanlar hayatlarında iz bırakanları kaybettiklerinde, onlar hakkında, onlar anısına konuşurlar. Hem hatıraları yaşasın, hem kayıplarının acısı paylaşılsın, hem de son kez onurlandırılsınlar diye… Ben de Topik’i uğurlarken onu anlatmak istiyorum. O kendini nasıl anlatırdı, hiçbir zaman bilemeyeceğim. İster istemez onun bende bıraktığını tarif edeceğim. Birlikte hayatımız derken, aslında anlatacağımın daha çok benim onunla hayatım olduğunun farkındayım. O benim hakkımda ne söylerdi, hiçbir fikrim olamayacak. Topik bir kediydi. Onunla olabilmek benim için bir ayrıcalıktı. Ben onun için bir ayrıcalık mıydım, hiç öğrenemeyeceğim.

Söz, insana ait. İnsan aklının bir belirtisi. Sözün kendine içkin bir mantığı var. O mantık zemininde doğru sözü yalandan, anlamlı sözü saçmadan ayırabiliyoruz. Konuşmanın, dil yetisinin toplumsal hayatın olabilirlik koşulu olduğunu söyleyen düşünürler var. Örneğin ünlü düşünür Jean Jacques Rousseau, insanın sahip olduğu dil yetisi nedeniyle soylu yabanıllığından çıkıp toplumsal bir varlığa dönüşebildiğini ifade ediyor. Uygarlıklar, toplumsallıktan kaynaklanıyor. Rousseau, eşitsizliklerin kökenini toplumsal hayatta bulurken insanın kendi doğal durumundan çıkıp soylu yabandan uygarlığın kurucusuna dönüşmesini olumlamaz. Ancak artık o mutlu yalıtılmışlığa, yalnızlığa, yabanlığa geri dönüş de mümkün değildir. Oysa Topik, hep o soylu yaban halini koruyan bir türün üyesiydi. Uygarlıklar kurmadı kediler. Ama hep onurluydular, hâlâ o onurlu varoluşlarını koruyorlar.

Topik’in dili kendinceydi. Gözlerimin içine bakarak karnının aç olduğunu anlatırdı. Yeşile çalan ela gözleri, onun açlığına duyarsız kalışlarıma, her istediğinde yemek vermeyişime anlam veremeyerek bakardı.........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play