Düşünsel açıdan nitelik ve farkındalık
Modern çağın gürültüsünde, nitelik kelimesi neredeyse bir fetişe dönüştü. CV’lerde sıralanan beceriler, ürün etiketlerinde yıldızlarla parlayan özellikler, sosyal medyada sergilenen “kaliteli” hayatlar… Nitelik, dışarıya dönük bir gösteri, metalaştırılmış bir değer halini aldı. Oysa felsefe tarihinin tozlu raflarında, niteliğin çok daha derin bir yankısı var: “Qualia”.
Qualia, salt niteliğin öznel deneyimidir. Elmanın kırmızısının sizde uyandırdığı his, acının sızısının bilincinizde bıraktığı iz, hüznün göğüs kafesinize yerleşen ağırlığı… Bunlar ölçülemez, satılamaz, başkasına tam olarak aktarılamaz. Niteliğin hakikatine, ancak birinci şahıs bilinciyle varılabilir. İşte tam da bu noktada, nitelik ile farkındalık arasındaki görünmez köprü belirginleşir.
Farkındalık, niteliğin içsel sahnesine davettir. O otomatik pilotta yaşamayı reddediş, kalıpların ötesine geçerek deneyimin ham dokusuna dokunma çabasıdır. Bir fincan kahvenin sadece kafein kaynağı olmadığının; sıcaklığının, kokusunun, damakta bıraktığı buruk tadın ve belki de eşlik ettiği o anın hatırasıyla örülü bir nitelikler bütünü olduğunun ayırdına varmaktır.
Bu, antik stoacıların........
