menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Beklediğimiz kurtuluş bu değil!

37 0
20.03.2026

Üniversitede tanışan Phil Lord ve Christopher Miller ikilisi 2000’lerin başından bu yana birlikte çalışıyor. Televizyondan animasyona, aksiyon komedisinden süper kahraman filmine uzanan geniş bir filmografiye sahipler: “Cloudy with a Chance of Meatballs” (2009), “21 Jump Street” (2012), “The Lego Movie” (2014) ve yapımcılığını üstlendikleri “Spider-Man: Into the Spider-Verse” (2018) öne çıkan çalışmaları.

İkili bu kez Andy Weir’ın romanından uyarladıkları yapımla karşımızda. 2021 tarihli roman “Project Hail Mary” (Kurtuluş Projesi) (*), sinema ve belli ki bilim kurgu edebiyatında son yılların yükselen teması “dünyayı uzaydan gelen tehditten kurtarma” üzerine kurulu. Weir’ın daha önce “Marslı” adlı romanı Ridley Scott tarafından sinemaya aktarılmış ve hayli beğenilmişti. İkinci romanı “Artemis”in de sinema hakları satın alınmış ancak bir türlü hayata geçirilememişti. Filme geçmeden önce kitaba dair iki noktaya dikkat çekelim. İlki, kitapta gereğinden fazla matematik ve fizik bilgisi olduğu ve bunun okumayı zorlaştırdığına dair yorumlar bol. İkinci olarak romanın adındaki “Hail Mary” ifadesinin ikili anlamına değinmek gerek. İlk olarak Meryem Ana’ya yönelik bir dua olduğu ifade ediliyor kaynaklarda. Ancak burada Amerikan futbolunda oyunu kurtarmak için çok düşük ihtimalli, hatta biraz çaresizce, yapılan son hamleyi tanımlamak için kullanılan anlam söz konusu.

Filme geçersek; bir adam bir sedyenin üzerinde gözlerini açar. Nerede ve kim olduğu hakkında fikri yoktur. Kendine geldikten sonra bulunduğu mekanı anlamaya çalışırken uzayda olduğunu fark eder. Bir dönem parlak bir bilim insanıyken gözden düşmüş ve ortaokulda fen bilgisi öğretmenliği yaparak geçimini sağlayan Ryland Grace, önce kimliğini sonra da neden o uzay gemisinde olduğunu hatırlamaya başlar. Amerikan anlatılarının alametifarikalarından “Sıradanın kahramana dönüşümü” hikayesi bir kez daha karşımızda. Anlatıdaki geri dönüşler hem karakterin hem de bizim gözümüzde hikayenin parçalarını birleştirmemize yardımcı olur. Sıkıcı hayatını sürdüren Grace’in vakti zamanında kıymeti bilinmeyen tezleri değer kazanır ve Eva adlı esrarengiz bir kadın tarafından göreve çağrılır. Dünyamıza hayat veren güneşi yok edecek gizemli bir maddenin kaynağını bulmak ve yok etmek üzere dünyanın önde gelen ülkeleri ortak bir çalışma başlatmıştır. İşte kahramanımız da bu görev için kurulan ekibe katılır ve nihayetinde uzaydadır. Ancak sorun şu ki uyandığında birlikte uzaya gönderildiği arkadaşlarının hayatını kaybettiğini fark eder.

Grace ve ekibin yolculuğunun hedefi ise söz konusu maddeden etkilenmeyen bir gezegene ulaşıp nedenini öğrenmektir. Dünyayı kurtaracak bilgi o gezegende olabilir çünkü. Grace kendine geldikten ve durumu kontrol altına aldıktan sonra, dünyaya dönebilmenin olanaklarını araştırırken, uzay mekiğinin yanında başka bir tane daha belirir. Ama dünya dışı bir yerden gelmektedir. İki geminin yalnız kalmış mürettebatı iş birliği yapmak zorunda kalır. Grace, Rocky (Hem kayaya benzediği için hem de filme gönderme yaparak) adını verdiği uzaylı ile birlikte iki gezegeni de kurtarmanın yolunu aramaya başlar.

Film yakın dönemde örneklerini sıkça görmeye başladığımız dünyanın yok oluşu ve uzay ilişkisini merkeze olana filmlere eklenen yeni halka gibi düşünülebilir. “Passengers”, “I am Mother”, “Kaçak Yolcu”, “Oksijen”, “Ad Astra”, “Interstellar”, “High Life” gibi yapımlar dünyanın artık yaşanılacak bir yer olmaktan çıktığı ya da çıkacağı için uzayda kurtuluş arama süreçlerini anlatıyordu. Çoğunda da hikayenin mekanı uzay gemileriydi. Burada da dünyanın sonu ve uzaydaki çare arayışı bakımından ortaklık olsa da, uzaydan gelen tehdidi bertaraf etme eylemiyle de “Independence Day”, “Don’t Look Up” ve Marvel evrenindeki filmlere daha yakın olduğunu söyleyebiliriz.

Peki bunların hangisini daha iyi yapıyor? Bizce hiçbirisini. Film ne “Interstellar” ve “High Life” gibi meseleyi felsefi derinliğine ele alabiliyor, ne de aksiyon vadediyor. Bu kararsızlık filmin ritmini de en çok etkileyen şey. Grace ile Rocky arasındaki dostluğun inşası ve gelişimi hikayenin en güçlü yanı. Ancak o da bir noktadan sonra sıkıcı tekrarlara dönüştüğü gibi, çok öngörülebilir hale geliyor. Hikayenin riskli tarafı şu, Grace ve Rocky arasındaki ilişki ne Steven Spielberg’in “E.T”sinde olduğu gibi dünyada ve sevgi dolu, ne de Ridley Scott’ın “Alien”indeki gibi uzayda ve gemide gerilimli. Buradaki temel sorunlardan birisi Rocky’nin araçsallaştırılması. Anlatı, onun dünyasına alan açmıyor. Biz de Grace’in gözünden görüyoruz kendisini. Üstelik, mevzu Grace’in kendisini inşa etme ve kahramana dönüşmesi üzerine kurulduğu için sorunu çözen ‘bilim dehası’ bizim eleman oluyor. Oysa ki Rocky’nin sahip olduğu teknoloji çok daha güçlü. Bu da onun bir karaktere dönüşmesinin önüne geçiyor, Grace’in kaybedenden kahramana dönüşmesi için basit bir aparata dönüştürüyor. Sevimliliği ve neşesi de bunu görünmez kılamıyor. Hal böyle olunca, ikili arasındaki ilişki kurulduktan sonra gücünü kaybediyor. Sonrasındaki iniş çıkışlar ve artan riskler için de özel buluşlar yerine Hollywood klişelerinin kolaylığına kaçınca final beklenildiği gibi gerçekleşiyor. Öte yandan Grace’i canlandıran Ryan Gosling’in performansına bağlı filmin bütün gücü. Oyuncu bu yükü taşımayı başarsa da Sandra Hüller ve Ken Leung gibi önemli isimlerin canlandırdığı diğer karakterler yeterince yer bulamıyor.

Tür ortalamasını aşamayan “Kurtuluş Projesi”, hafta sonu eğlenceliği olarak değerlendirilebilir. Ayrıca başka bir tartışmaya da kapı aralıyor. Dijital platformlar ve ana akım Hollywood patronlarının risk almaktan kaçınan tutumları anlatıların giderek birbirine benzemesine neden oluyor. Sürekli ‘içerik’ üretme zorunluluğu romanlara olan ilgiyi artırırken, yeni nesil metinler de bu beklentilere göre şekilleniyor. Yani yazar artık bilgisayar başına oturduğunda ‘satılabilir standartlarda” hikayelerin peşine düşüyor gibi. Bu da çoğu zaman hem kitabı hem de filmi (diziyi) kendisinden öncekilerin birer kolajı haline dönüştürüyor. “Kurtuluş Projesi” de bunun iyi bir örneği kanımca. Bilim kurgu sinemasında beklediğimiz kurtuluş bu da değil.

*[1] Emre Aygün çevirisiyle, İthaki Yayınları "Kurtuluş Projesi" adıyla yayınladı.


© Evrensel