menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Demokrasi askıda, doğa kuşatmada

31 0
01.06.2026

“Mahkeme bir iktidar organıdır. Liberaller bunu bazen unuturlar, ama bir Marksistin bunu unutması affedilmez bir suçtur.”*

Türkiye’nin son çeyrek asırlık ekonomi-politik serüveni, sadece bir hükümet etme biçiminin değil; devletin, hukukun, coğrafyanın ve toplumsal muhalefetin baştan aşağı yeniden dizayn edildiği yapısal bir dönüşümün hikayesidir. Hikayenin geldiği noktada, seçilmiş yerel yönetimlerin sistematik olarak devlet tarafından atanan kayyımlarla değiştirilmesi ve ana muhalefet partisi CHP’nin liderliğinin “mutlak butlan” adlı bir “hukuk garabeti” ile iptal edilmesi gibi iki temel gelişme kendini gösteriyor. Bu olaylar birbirinden bağımsız siyasi gerilemeler değil, ‘hukukun üstünlüğü’nün aşınmasının hem siyasi istikrarsızlığa hem de ekolojik ve ekonomik talana doğrudan zemin hazırladığını ortaya koyan gelişmelerdir.

Yargının silahsallaştırılması

Türkiye’de siyasi muhalefet ve yerel demokrasi, adli ve idari mekanizmaların birer baskı aracına dönüştürülmesiyle tasfiye ediliyor. CHP’nin 38. Olağan Kurultayının Ankara Bölge Adliye Mahkemesi tarafından “mutlak butlan” gerekçesiyle iptal edilmesi ve mevcut yönetimin görevden uzaklaştırılarak eski yönetimin tedbiren başa getirilmesi, rejimin demokratik süreçleri içeriden boşaltmak için kullandığı bir otoriter rejim uygulaması olarak nitelendiriliyor. Bu kararın, siyasal rekabeti mahkeme salonlarında dizayn etme çabası ve “seçilmiş” iradenin yerine “atanmış” bir yapının getirilmesi anlamına geldiğine yönelik hükümet kanadı dışında toplumun çok büyük bir kesiminde genel bir kanı oluşmuş durumda.

Bir başka yönüyle ise olan biten; zaten hep siyasal olan mahkemelerin siyasi iktidar tarafından, hukuksal metinlerin eğilip bükülerek kendi çıkarları için silah olarak kullanılması, silahsallaştırılmasıdır.

Yerel yönetimlerde ise bu durum kayyım politikalarıyla vücut buluyor. Belediye meclislerinin devre dışı bırakılmasıyla yerel denetim mekanizmaları tamamen ortadan kaldırılıyor. Otoriterleşmenin bu yerel ve ulusal düzeydeki eşzamanlı uygulamaları, devletin hukuku bir tahakküm aracı olarak kullandığını ve gücü tek merkezde topladığını gösteriyor.

Otoriter mülksüzleştirme

Demokratik denetimin ortadan kalkması, kamusal varlıkların fütursuzca tasfiye edilmesine ve devasa bir borç batağının yaratılmasına neden oluyor. Bu sistemde doğa ve kamu arazileri, yandaş müteahhitlere kaynak aktarmak ve iktidarın sermaye ağlarını finanse........

© Evrensel