EBU CEHİL VE MÜŞRİKLER
Bir gün Abdullah b. Cid’an’ın evinde verilen bir ziyafette Amr b. Hişam pervasızca Peygamberimiz Muhammed (s.a.v)’i itmeye başlar. O yıllarda her ikisi delikanlı yaştaydılar. Muhammed b. Abdullah (s.a.v) önce aldırış etmez. Fakat o, iki üç kez itip kalkmayı tekrarlayınca bir anda birbirleriyle kapışıverdiler. Tabiî ki bu kapışma esnasında “Adı güzel kendi güzel Muhammed (s.a.v)” bir darbede Amr b. Hişam’ı yere seriverdi. Sadece yere serivermekle kalmayıp aynı zamanda Amr b. Hişam’ın ömür boyu unutmayacağı bir şekilde bacağından kan akmaya da başlar. Oysa şimdiye kadar hiç o böylesine yenilgiyi tatmamıştı. Araya girip olayı yatıştıranlar olsa da ilk mağlubiyette bacağından aldığı darbe izi ölene kadar silinmeyecektir. Besbelli ki bu iz İlahi bir güç tarafından ibretlik vesikası olarak verilmiş bir kan lekesidir.
Ancak ne var ki Amr b. Hişam (Ebu Cehil) başına gelen bu hadiseden hiç ibret almaksızın ileri ki yıllarda şirretliğine devam etmekten geri durmayacaktır. Şöyle ki; Resulullah (s.a.v)’e peygamberlik geldiği dönemlerde, Allah Resulü (s.a.v) Kâbe’de namaz kılarken;
-“Ey Muhammed! Burada namaz kılamazsın” ikazında bulunmuştur.
Tabii o ikaz ede dursun, Efendimiz (s.a.v) hiç islimini bozmaksızın namaza duracağı esnada Yüce Allah (c.c) kalbine ilka ettiği:
-“Bu tür davranışlarda bulunanın azıp kudurduğunu, namaz kılındığı zaman engellemeye çıkar ve ısrar eder bu huyundan vazgeçmezse cehennem zebanileri çağırırız, sakın ona boyun eğme” vahyi ile Habibini korumaya alıp moral verir.
Derken Allah Resulüne her defasında gelen ayetler sonradan bir şekilde Ebu Cehil’in kulağına çaldığında daha da sinirlenip;
-Bir daha namaz kılarken onu görürsem ayağımla çiğneyeceğim çıkışı yapar.
Gerçekten de Allah Resulü (s.a.v) günlerden bir gün yine Kâbe’de namaz kıldığında Amr b. Hişam adım adım ilerlemeye başlar, ama o an ne gördüyse irkilip geri çekilmek zorunda kalır, etraftan seyredenler sebebini sorduklarında;
-Ateşle dolu bir çukurun önüme çıkıverince bir anda sarsıldım, ister istemez nevrim döndü, dolayısıyla üzerine ilerleyemedim cevabını verir.
Tabiî ki verdiği bu cevap dinleyenleri tatmin etmediği gibi yine her zamanki gibi o bildik cümleleri dile getirirler:
-Ey Amr b. Hişam! Ya hayal görmüşsündür ya da sana sihir yapıp büyülenmişsindir.
Zaten Ebu Cehil’de bütün bu ilahi uyarıların şokunu atlatır atlatmaz eski tutumundan vazgeçmeyecektir. Böylece arkadaşlarının kendisinden endişe duymalarına gerek kalmaz da.
Yine bir gün Resulullah (s.a.v) namaz kılıyordu ki, bu seferde komşusu Ukbe b. Ebi Muayt kendi giydiği ribasını boğazına dolayarak boğmaya kalkışır. Bu durumu yerinde gören Ebû Bekir-i Sıddîk (r.anh) derhal müdahale ederek onu omuzlarından tutup bir hamlede yere savurur. Derken Ebû Bekir-i Sıddîk (r.a) yaşadığı bu olayda işin içinden hafif sıyrıkla çıkıp, onu alt etmiş olur.
Başka bir gün ise Allah Resulü (s.a.v) namaz kılarken çirkince deve işkembesini üzerine bırakırlar. Tabii Efendimiz (s.a.v) böylesi alaysı gülüşmeler ve kahkahaların karıştığı bir ortamda bekliyordu ki birileri gelip üzerinden işkembeyi alıversin, ne mümkün hiç kimse gelip de işkembeyi üzerinden alma cesareti gösteremez. Neyse ki Müslümanlardan bir adam kızı Fatıma’ya durum vaziyeti haber salınca, annemiz yerinden fırlayıp doğrudan babasının yanına varıp üzerindeki pislik dolu işkembeyi atıvermiş oldu. Allah Resulü (s.a.v) secdeden doğrulduğunda o an ve gül kokulu kızıyla göz göze gelip tebessümle selamlar. Ki, o kızı olmanın ötesinde ehlibeyt neslinin annesi olmaya namzet ismiyle müsemma Fatimat’üz Zehra annemizdir de.
İşte o gül kokulu Fatimat’üz Zehra annemiz bir nebze olsun babasının üzüntüsünü üzerinden almıştı almasına ama besbelli ki Allah Resulü (s.a.v) bu yaşanan olaydan çok incinmişti.
Peki, sadece incinen Allah Resulü miydi? Hiç kuşkusuz yer, gök, tüm kâinat ve arş-ı alâ da incinip titrer hale gelmişti. Öyle ki, Efendimiz (s.a.v) cümle âlemlerin bu titreyişine karşılık ellerini Kâbe’ye doğru açıp Yüce Allah’a üç kez şöyle dua ve niyaz eyler:
-Yüce Allah'ım, Sana her şey ayandır, onları Sana havale ediyorum.
Duanın akabinde kahkahalar ve gülüşmeler biranda kesiliverir. Zira o an herkesi “Ya bu sözler tutarsa” kaygısı sarar. Nitekim Rabbül Âlem'in: “Allah’a ve Resulüne eziyet vermeye çıkanları Allah dünyada da ahirette de lanetlemiştir” (Ahzab, 27) diye beyan buyurduğu ayeti celilenin hikmeti mucibince Amr b. Hişam, bundan böyle takma adı “Ebu Cehil” ismiyle lanetlenir olacaktır. Dahası Amr b. Hişam ismi yok hükmünde insanların zihninden unutturulup kıyamete kadar kendisine cehaletin önderi anlamında EBU CEHİL denilecektir hep.
Resulullah (s.a.v)’in namazına tahammülsüzlük gösterenler bu defa Kur’an’a dil uzatıp nüzul olan ayetleri uydurduğu yalanını yayacaklardır. Onlar yalanlarını yaya dursunlar Allah Teâlâ, Habibine vahy eylediği ayetin hükmünce şöyle meydan okur:
-De ki; “Eğer ins ve cinn (toplulukları) bu Kur’an’ın benzerini (meydana) getirmeleri için bir araya toplansa, yekdiğerine yardımcı da olsalar, yine onun benzerini ortaya getiremezler” (İsra, 88. Ayet).
İşte nüzul olan bu İlahi meydan okuma karşısında seslerini kısmak zorunda kalırlar. Ancak yine de boş durmayacaklardır. Nitekim Ebu Cehil zihinleri habire bulandırmaya devam ederekten ortaya şöyle bir fikir atar;
-Hadi Ay’ı ortadan ikiye ayırıp........
