menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Belirsizlik ortamında merkez bankalarının yeni rolü ve TCMB kararı

3 0
yesterday

Lagarde, pandemiden bu yana geçen zamanda mali alanın iyice daraldığını, hanehalkları için her şoku hafifletmeye çalışan hükümetlerin, mali sürdürülebilirliği tehlikeye atma riski ile karşı karşıya olduklarını belirtiyor.

 Enflasyon her fırsat bulundukça, kademe kademe üreticiden tüketiciye geçecek diye düşünüyorum. Özellikle hammaddeden dolayı katlanılan yüksek maliyetlerin firma bünyesinde tutulabilmesi çok mümkün görünmüyor.

       Modern merkez bankacığılında merkez bankası bağımsızlığı, sadece teknik ve operasyonel bir imtiyaz kullanımı olmayıp, ulusal parayı ve aslında tüm finansal sistemi korumaya yönelik bir kurumsal yapıdır. Tarihsel süreçte yaşanan krizler, kurumların, kurumların iş yapış modellerinin, insanların ihtiyaçlarının ve bütün bunlarla birlikte ekonomilerin dönüşümlerinin bir sonucu olarak bu kurumsal yapıyı oluşturdu.

 Tüm saydığım bu unsurlar merkez bankalarını statik bir yapı olmaktan çıkardı ve yaşanan tüm değişikliklere göre şekillenen dinamik bir yapıya dönüştürdü.  

 Merkez bankalarından bir kısmı tarihsel süreçte yaşananlardan beslenerek ya kendini dönüştürür ya da süreci yok sayarak statik yapısını korur. Bugün yeni nesil birçok merkez bankacıda aslında bu kurumsal değişim isteğini, kurumları dönüştürmeye olan hevesi görebiliyoruz.

 Finansal istikrar, denge mekanizmasının devamı için son derece önemli

Küresel ekonominin dönüşümü, finansı geçmişe göre çok daha önemli bir hale taşıdı. Merkez bankaları açısından asıl hedef parasal istikrar, yani enflasyon, iken, finansal istikrarın sağlanması da denge mekanizmasının devamı açısından son derece önemli. O nedenle merkez bankaları aldıkları kararlarda salt parasal istikrara yönelik değil, finansal istikrarı da devam ettirecek kararlar almak konusunda dikkatli davranıyorlar.

 Elbette, yüksek enflasyonun hâkim olduğu bir ekonomide merkez bankasının temel hedefi enflasyonu yaşanabilir bir düzeye indirmek olmalı.

 Merkez bankalarının, bankaların ötesine geçen ‘son borç verme mercii’ olma rolü finansal istikrar açısından büyük bir öneme sahip. Diğer taraftan, finansal istikrarı bozacak hamlelere de merkez bankalarının izin vermemesi gerekiyor. Finansal istikrarın tehdit altında olduğu durumlarda merkez bankaları, piyasa nakit ihtiyacını ya teminatlı ya da teminatsız ve hatta bazen çöp değerindeki teminat karşılığında sağlıyorlar. Merkez bankaları, özellikli durumlarda likidite kolaylığı sağlamakla da yükümlüler.  

 Merkez bankalarının tarihsel süreçte yüklendikleri bir diğer görev ise ‘tekil şoklar’ yerine, halihazırdaki içsel riskleri, ortaya çıkan jeopolitik ve jeoekonomik riskleri, olası faiz artışlarını, varlık fiyatlarındaki düşüş ve artışları da dikkate alan ‘üst üste katmanlanmış’ şoklar dizisini senaryolaştırmak ve bunlara karşı önemlerinin neler olabileceği konusunda ekonomik birimleri, piyasa katılımcılarını ve hatta hanehalklarını bilgilendirmek oldu.

 Bilinmezlik, endişe ve güvensizliği tetikliyor

Merkez bankalarının tarihsel süreçte edindikleri en büyük deneyim, açık iletişimin, olası şokların zararlarını minimize ettiği gerçeği. Bilinmezlik ise peşinde birçok anlamsız soruyu, endişeyi ve güvensizliği tetikliyor.  Merkez bankaları iletişimi doğru kurmadıklarında üzerlerindeki sosyal baskı da artıyor. Bazen çıkar çevrelerinin, merkez bankaları üzerindeki baskıları, toplumsal menfaatten ziyade kurumsal ya da bireysel menfaate doğru evrilebiliyor.

 Böyle durumlarda merkez bankaları için en zor durum, bağımsız kalabilmek ve bağımsızlığın sağladığı rahatlıkla toplumun geneli lehine karar verebilmek.

 Son zamanlarda farkındayım, Avrupa Merkez Bankası Christine Lagarde’ın konuşmalarını sık sık bu köşeye taşır oldum.

Lagarde, Berlin’de 20 Nisan 2026 tarihinde, Alman Bankalar Birliği'nin 75. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen yıllık resepsiyonunda yaptığı açılış konuşmasında yine önemli noktalara değindi.

İran-Amerika-İsrail çatışmasını otomobillerdeki start-stop sistemine benzetti ve ekonomik tablonun son derece belirsiz olduğunu belirtirken, savaşın, ateşkesin, barış görüşmelerinin, bunların çöküşünün, deniz ablukasının kaldırılmasının, yeniden kurulmasının, savaşın süresini ve derinliğini ölçmeyi son derece zorlaştırdığını söyledi. Sanırım artık yeni normal bu oldu.

Böyle bir ortamda para politikasını belirlemenin zorlu bir iş olduğunu özellikle vurguladı. Gerçekten de merkez bankaları büyük bir belirsizlikle karşı karşıya.

Lagarde; ‘Büyük bir şokla karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz. Uluslararası Enerji Ajansı bunu tarihteki en büyük petrol arzı kesintisi olarak değerlendiriyor. Ancak geçmiş deneyimler bize şokun büyüklüğünün tek başına ekonomik sonuçları belirlemediğini öğretti.’ Dedi.

Lagarde’a göre; arz kesintisinin süresinin ne olacağının bilinememesi önemli bir faktörken, enerji fiyatlarının geniş yayılımlı bir enflasyonun nedeni olması diğer önemli faktör. Her iki faktör de de merkez bankası politikasını doğru belirlemek için kritik öneme sahip.

Lagarde; Pandemiden bu yana, hanehalklarında ve firmalarda, hükümetlerin her büyük şokta bu kesimleri korumak için devreye gireceği beklentisinin yerleştiğini ve bunun da Merkez Bankaları üzerinde ve maliyede baskı oluşturduğunu, fakat Pandemiden bu yana geçen zamanda mali alanın iyice daraldığını, hanehalkları için her şoku hafifletmeye çalışan hükümetlerin, mali sürdürülebilirliği tehlikeye atma riski ile karşı karşıya olduklarını belirtti.

 Ilımlı kötümserliğin hakim olduğu bir metin

Böyle büyük bir belirsizlik ortamında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz kararını karşıladık.

Savaşın en kötüsünün geride kaldığını onlar da değerlendirmiş olmalılar ki herhangi bir politika tepkisi vermediler. Benim beklentim, mayıs ayından pas geçileceği için olası risklere karşı koridorun üst bandını açmaları yönündeydi. Sanırım gelinen noktada bu yönde de bir risk görmemişler.

Para Politikası Kurulu metni ise ne çok şahin ne de güvercindi. Ilımlı kötümserliğin hâkim olduğu bir metin diyebiliriz.

Metin içerisinde yer alan “Göstergeler iktisadi faaliyette yavaşlamaya işaret ederken, yakın dönemdeki gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki olası ikincil etkileri önem taşıyacaktır” ifadesinden sonraki paragraflardan ben, iktisadi faaliyetteki yavaşlamanın enflasyonla mücadeleye olumlu bir katkı da sağlayabileceğini düşündüklerini çıkarttım ki, eğer böyle ise bu düşüncenin enerji ve hammadde fiyatlarının çoktan üreticilerin maliyetlerine girdikleri için doğru olmayabileceğini düşünüyorum.

Enflasyon her fırsat bulundukça, kademe kademe üreticiden tüketiciye geçecek diye düşünüyorum. Özellikle hammaddeden dolayı katlanılan yüksek maliyetlerin firma bünyesinde tutulabilmesi çok mümkün görünmüyor.

Yine metinden hareket edersek; ‘...Son dönem gelişmelerin de etkisiyle, enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır…’ şeklindeki söyleme karşı belki şu soruyu sorabiliriz.

Ara hedefin yüzde 16 olarak belirlendiğini dikkate alırsak, Merkez Bankamız enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma görmüyor mu?


© Ekonomim