AŞKIN KALBİNDEN TROYA’NIN KALBİNE AKIŞ PARADİGMASI
Troya Antik Kenti, Çanakkale ilimizin Merkez ilçesine bağlı, Tevfikiye köyü sınırları içerisinde, Kaz Dağları eteklerinde ve Çanakkale Boğazı’na yakın bir konumda bulunmakta ve 1998 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almaktadır.
Truva ismi, Yunan mitolojisinde Zeus’un soyundan olan Tros’dan gelmektedir. Tros, Truad adlı kenti kurmuştur. Tros’un oğlu İlos da Hisarlık Tepesi’ndeki kenti kurmuş ve bu kente kendi adını vermiştir. Bu nedenle Truva, İlios olarak da anılmaktadır. Hitit metinlerinde ise şehrin adı Wilusa olarak geçmektedir. Bu isim Grekçe’de Wilios ve İlios isimleri ile ilişkilendirilir. Troya ismi ile ilk akla gelen Homeros’un İlyada Destanı’dır. Homeros, genel kabul edilen görüşe göre yaklaşık M.Ö 750-700 civarı İzmir (Smyrna) veya Sakız Adası’nda (Chios) yaşamıştır. İlyada’yı da M.Ö 700 yılları civarında yazdığı genel kabul görmektedir. Kaynaklar, İlyada Destanı’nın aslında sözel bir geleneğe dayandığını da belirtmektedir. İlyada ve Odysseia Destanları Avrupa kültürünün en eski yazılı edebî ürünleri olarak kabul edilmektedir. Truva’yı üne kavuşturan bu bölgedeki yüzyıllardır süregelmiş medeniyetler, yerleşimler ve şehirleşme midir ya da Homeros’un anlattığı dillere destan savaşın ve aşkın hikâyesi midir, ne dersiniz? Paris’in çılgınlığı mıdır, yoksa cesareti midir tüm bu olanlar? Yoksa kadınların güzel olma hırsının bir sonucu mudur? Paris ile Helen’in aşkı, içinde kurnazlık mı barındırır yoksa görünenin arkasında başka gerçekler mi vardır? “Troya’nın kalbinin attığı yer neresidir?” Değerli okur! Hangi manzarayı görmek istersen elbette o pencereyi aralayabilirsin. Belki de tek bir pencere yerine bütün pencereleri açarak, büyük resmi görmek de isteyebilirsin.
Yunan mitolojisinde başkahraman Zeus, bu mitte de yine başı çekecektir. Güzeller güzeli deniz tanrıçası Thetis’e olan aşkını, ondan çocuğu olursa kendisinin yerini alacağı korkusu ile dizginler. Zeus, ölümlü bir Akha kahramanı ve aynı zamanda torunu olan Peleus ile Thetis’i evlendirir. Düğüne mitolojik tanrılar (mitolojik kahramanlar) ve insanlar davet edilir ancak nifak ve kavga tanrıçası Eris o telaşede unutulur. Eris bu, intikamını alacaktır. Düğünün ortasında, üzerinde “En Güzeline” yazan altın elmayı atıverir. Bu işin arka planında elbette Zeus vardır. Dönemin meşhur kadınları Hera; Zeus’un karısı ve baş tanrıça, Athena; bilgelik ve akıl tanrıçası, Afrodit; güzellik ve aşk tanrıçası, kimin en güzel olduğu kavgasına tutuşurlar. Günümüzün meşhur kadınları arasına böyle altın bir elma atılsa durum ne olurdu acaba? Elmanın altın oluşu için mi yoksa güzellik için mi kavga çıkardı ve nasıl bir kavga olurdu, aylarca magazin programlarına konu olur muydu? Eris, araya başka ne nifaklar sokardı bilinmez.
Zeus oyun kurucu olduğundan kadınlar arasındaki bu kavgaya karışmak istemez. Günümüzde de perde gerisinden kavga ateşini yakarak kendini belli etmeyen oyun kurucular hâlâ var mıdır sizce?Ayrıca Zeus, karısı Hera’yı güzel olarak seçmez ise hali nice olur. Değerli erkek okur! Bir an kendini Zeus yerine koyup empati yapman bile büyük bir stres unsuru olabilir. Değerli kadın okur! Eşinin başka bir kadını senden daha güzel bulması… “Kavgada bile söylenmez” dedikleri bu olsa gerek. Günah keçisi her zaman bulunur mu dersiniz? Bu mitte son kararı verecek olan o günah keçisi, Troya kralı Priamos’un oğlu ölümlü Paris olacaktır. Görünene bakacak olursak bir güzellik yarışmasının sonucu, ileride savaşa dönüşecektir. Peki görünen ya da bize gösterilen her zaman doğru ve gerçek olabilir mi? Ya görünmeyen perde gerisindeki Zeus’a ve kurnaz planına ne demek gerek? Zeus’un gerçek amacı; kaynaklarda belirtildiği üzere, artan nüfusu azaltarak kontrol altında tutmak için savaş çıkarmaktır. Değerli okur! Olaya Zeus penceresinden mi yoksa “Güzellik Yarışması” penceresinden mi bakmak gerekecek?” Senin düşüncen nedir?
Kaynaklara göre Zeus, kızı Helen’in doğumunu sırf savaş çıkarmak için planlamıştır. Yunan yurdundaki pek çok kral Helen ile evlenmek ister. Peri padişahının kızı ile kim evlenmek istemez ki? Hem babası Zeus’un gücü, hem güzelliğin gücü… Güzel Helen ile yine de evlenmek istemeyen birisi çıkar. Odysseus! O, bu güzel kadının evleneceği erkeği Helen’in kendisinin seçmesini ister. Ve Helen, genç Menelaos ile evlenmeyi seçer. Son kararı verecek olan günah keçisi Paris’e güzel seçilmek isteyen kadınlar pahalı hediyeler yani adeta rüşvet sunarlar. Yani taa mitlerden bu yana rüşvetin de var olduğunu buradan anlamaktayız. Bu mitteki rüşvetlere bakacak olursak… Hera, Paris’in dünyanın en güçlü insanı olacağı sözünü verir. Athena, Paris’in savaşta zafer kazanacağı ve yenilmeyeceği ile bilgeliğin sözünü verir. Afrodit ise Paris’e dünyanın en güzel kadınını vaat eder. Sizce Paris hangi hediyeyi düşünmeksizin kabul etti dersiniz? Elbette dünyanın en güzel kadını Helen vaadini…Ve bu vaadi nedeni ile Afrodit’i en güzel kadın seçti.
Güzel kadınlar karşısında akan sular duruyor mu acaba?
Sparta Kralı Menelaos, babası Atreus’un cenaze törenine gider. Bunu fırsat bilen Paris, Afrodit ‘in de yardımı ile güzel Helen’i kaçırır. Sparta kraliçesi Helen’i…Menelaos, döndüğünde güzel karısının Paris ile kaçtığını öğrenince çılgına döner. Ve intikam yemini eder. Menelaos penceresinden olaya bakarsak, karısı kaçırılmış bir adamın öfkesi kıyametler koparır. Aşk kutsal bir duygu ise her durumda yaşanmalı mıdır? Kendimizi sıra ile bu mitolojik figürlerin yerine koyabiliyor olsaydık acaba biz neyi yapmayı seçerdik? Etik değer çerçevesinde mantığı mı yoksa kalbin içinde hiç susmayan gözü kara çılgın aşkı mı? İşin ilginç yanı, kraliçe kaçırılacak ancak kimse duymayacak, bilmeyecek, görmeyecek? Yoksa hain savaş planının işlemesi için bildiği halde ses çıkarmayanlar, bu ihanete göz yumanlar mı oldu dersiniz?
Yunan yurdunda ittifak kurulur. Miken kralı Agamemnon, deniz tanrıçası Thetis’in oğlu en büyük savaşçı Akhilleus, Sparta kralı Menelaos, Odysseus, Aias, Akhilleus’un dostu Patroklos, Akhilleus’un oğlu Neoptolemos, yaşlı ve bilge kral Nestor gibi isimler ile Troya tarafında ise kral Priamos, onun oğlu ve Paris’in ağabeyi Hektor, Paris, Hektor’dan sonra en önemli komutan ve Afrodit’in oğlu Aeneas, Hektor’un eşi Andromakhe, Troya kraliçesi Hekabe vb. isimler yer alır.
Bu mitolojik savaşın önemi, Batı ile Doğu arasında olmasıdır. Ve yine batı güçleri, doğuya karşı ittifak içindedirler. Tarih gerçekten tekerrür ediyor mu dersiniz? Hektor, savaşın bir an önce bitmesi için Paris ve Menelaos’un karşılıklı savaşmasını ister. Heyecan verici düello…Paris bu düelloda tam öldürülecekken, yine Afrodit’in yardımı ile ortadan kaybolur. Evli bir kadını kaçıracak kadar cesur ancak savaş meydanından kaybolacak kadar kahraman… Yaman çelişki değil mi? Yaptığının arkasında durmak ya da durmamak! Sevecek kadar cesur ancak ölecek kadar değil, işte bütün mesele bu. “Aşk için ölmeli aşk, o zaman aşk” diyen Sezen Aksu’nun bu sözleri ile Paris’in bu ettiği, aşkın hangi hali olmaktadır sizce?
Hektor yeniden bir düello önerir. Salamis Kralı Telamon’un oğlu Aias ile kendi arasında. Bu sırada akıl ve bilgelik tanrıçası ve Troya kentinin kuruluşundan beri kentin koruyucu tanrıçası olan Athena, tekrar Yunanlıların tarafını tutar. “Bu devirde kimseye güvenmeyeceksin” sözü de yine taa mitten bu yana doğruluk payı taşıyor mu dersiniz? Bugün yanınızda Athena misali sizi koruyormuş gibi duranlar, yarın öbür gün sizin yanıp yıkılmanız için tam karşınızda olabilir mi? Athena, güzellik yarışmasında kendisinin seçilmesi yerine Afrodit’in güzel seçilmesine kızmış ve Yunanlılara destek vermiştir. Değerli erkek okur! Bir kadının öfkesi, bir şehri yakmış… Daha ne söylenebilir ki…Aman diyelim…
Akhalar ile Troyalılar arasındaki savaş tüm şiddeti ile sürerken, Mitolojik Tanrı figürü Apollon’un Troya için yaptığı duvarları Akhalar aşmakta zorlanırlar. Savaş uzadıkça Akhalar tarafında yiyecek sıkıntısı baş gösterir. Böylece Akhalar Troya çevresine de saldırır ve savaş ganimetleri elde etmeye çalışırlar. Bu ganimetler arasında güzel kadınlar da vardır. Bunlar arasında, Akhilleus’un kendine köle olarak aldığı Khryseis’i komutan Agamemnon Akhilleus’un elinden alır. Rütbe olarak en üstte yer almak, her istediğini alma gücünü de vermeli midir dersiniz? Bir insanın gücü nereye kadar uzanmalı, nerede son bulmalıdır? Olanları gören ve bilen mitolojik tanrı figürü Apollon tüm bu olanlara kızarak Akha’ların üzerine veba salgını gönderir. Böylece komutan Agamemnon, köle Khryseis’i Akhilleus’a geri göndermek durumunda kalır. İlahi adalet de taa mitten bu yana var olan bir inanış mıdır acaba?
Savaşın on yıldır sürdüğü ve ağır kayıplar verildiği kaynaklarda yazmaktadır ancak savaş bir türlü sonlanmamıştır. Akha’larıın kurnaz ve akıllı askeri Odysseus’un fikri ile yaratıcılık ve zanaatın da koruyucu mitolojik tanrı figürü Athena’nın da kabulü sonrasında, gerçeğinden çok daha büyük, tahta kalaslar ile ahşaptan bir at yapılır. Atın yüzeyi altın ve gümüş plakalar ile göz kamaştırıcı şekilde kaplanır. Ustalığı ile ünlü Epeios tarafından yapılan bu devasa tahta atın karnına Akha savaşçı askerleri saklanır. Diğer Akha askerleri ise yelkenli gemilerine binerek, yurtlarına geri dönüyor izlenimi yaratırlar ve geri dönerken, Tanrılar ile barışmak için bu atı Troyalılara armağan etmeleri gerektiğini söylerler. Troyalılar bu hediyeyi görmek isterler ancak bir taraftan da şüphe duyarlar. Her şeye rağmen, bunun bir hediye olduğuna inanılarak, Athena’ya adak olarak sunmak için at şehre sokulur.
Troyalılar zafer kazandığını düşüne dursun, gecenin en karanlık anında Akha askerleri atın içinden çıkar ve açıkta bekleyen yelkenliler ile birlikte Troya’yı yakıp yıkarlar. Erkekleri, çocukları öldürüp, kadınları da köle yaparlar. Troya Kralı Priamos da öldürülür. Ancak tanrıların laneti Akha’ların üzerine olur. On yıl savaştan sonra, on yıl daha ülkelerine, evlerine, ailelerine kavuşamazlar. Savaştan sağ olarak kurtulan Menelaos ve Helen… Menelaos karısını öldürmek istese de Helen’in güzelliğine kıyamaz ve birlikte Sparta’ya geri dönerler. Güzel/yakışıklı olanı elde tutma hırsı mı yoksa gerçekten aşk mıdır ihaneti affettiren? Sizi düşünceniz nedir?
Aşkın kalbinden Troya’nın kalbine akan paradigmada,
Entrika çevirmek akıllılık mı yoksa bir ahlâk sorunsalı mıdır? Kazanmak her zaman insanı mutlu yapar mı? Bize gösterilenler, sadece görmemizi istedikleri kadar mıdır? Görünenin ötesindeki gerçekleri kim görebilir? Manipüle edenler ve edilenler kimlerdir? Güvenmenin ve de şüphenin sınırı ve ölçüsü ne olmalıdır? Güvenilen dağlara kar yağması kimin kaybıdır? Güvenenin mi, güvenilenin mi? Kötülüğün gerçekte karşılığı nedir?Ve kritik soruları en sonda soralım:
Savaşta güç mü yoksa strateji mi kazanır? Savaş kimlerin işine yaramaktadır?