menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Fırtına Dindi: Kadir İnanır

21 0
18.09.2026

Ali [Şimşek], “Kadir İnanır’ı kaybettik, başın sağ olsun” dediğinde, sanki üzerime tonlarca ağırlıkta bir yük düştü. Telefonu kapattığımda, oturduğum koltuktan kendimi ayağa kaldıracak gücü bulamadım. Öylece oturdum. Oturdum. Çalışma masamdan, panjurların arasından loş bir sokağın görüntüsüne uzun uzun baktım. Kimse yoktu, herkes gitmişti. Rüzgâr, esiyordu. Radyo da ‘Caz Saati’ programı, odama eşlik ediyordu. Durdum, durdum, durdum. Yağmurdan Önce filmindeki sessizlik yemini etmiş Kiril’in bir deftere yazdığı cümleler aklıma geldi; “Bir şey gerçek olmasa bile, seni mutlu edemez mi?” Hayat, yaşadığım an gerçekti ve mutsuzdum. Sokak, ıssızdı. Rüzgâr esiyordu ve Kadir İnanır artık yoktu. Üzerime de tonlarca ağırlıkta, bir yük düşmüştü. Ruhum, paramparçaydı. Çıktım evde, sokaklara vurdum kendimi. Bankta, döküntü mekanlarda oturdum. Bir kadın geldi yanıma, “ağlıyorsunuz” dedi. “Ağlamak, güzeldir, en güzel yüz gözyaşlarıyla yıkanmış bir yüzdür. Kimseye ihtiyacım yok, beni yalnız bırakır mısınız?” dedim. Eve, döndüm.

Zihnime saldırıya geçmiş bir sürü Kadir İnanır’ın filmleri hücum etti, yönetmen yardımcısı olarak çalıştığım Gönderilmemiş Mektuplar filmindeki konuşmalarımızla baş etmeye çalıştım. Baş edemedim, bıraktım. Bırak her şey dağınık kalsın dedim kendi kendime. Bu hayatta, her şeyi toparlamak ne kadar doğru olabilir ki? Bıraktım o dağınıklığı, dağınık kalsın diye. Zihnime hücum eden fotoğraflarla baş edemedim. Üzerime gelsin, hepsi gelsin dedim. Panjurların arasından, sokağa bakarken, çağırdım o ‘an’ları. Ağır bir geceden geçerken, sokakta bir ses duysam dedim, yoktu. Herkes gitmişti.

“Mutlaka yazmalısın” demişti Ali ama Kadir İnanır hakkında yazmak sahiden çok zor. Zor. Çok zor. Ne anlatsam eksik kalacağını biliyorum. Şu hayatın içinde ölüm dışında, tamamlanmış ne var ki? Yağmur yağdığında, fırtına yaşadığım evin panjurlarını sarstığında, artık korkmuyorum. Korkacak hiçbir şey kalmadı Kadir Abi. En kötü ihtimal, eve şimşek düşer ya da fırtınalardan bu ev uçup savrulur. Bir yerlere düşeriz elbette ama o yerin artık önemi yok. Senden sonra ölmek, kötü bir şey değil artık. İşte bu dünya içinde kendimi böyle avutuyorum.

Ömer Kavur’un kaybettiğimde, ruhum paramparça olmuştu. Hrant Dink sokakta öldürüldüğünde, beynim patlamış gibiydi. Sevgili dostum, Ali Şimşek, Kadir İnanır’ın vefat haberini verince hayatım, infilak etti. Bir parça siyanür, ciğerlerimi patlatır ve bu işi çözerim diye düşündüm. Bir İngiliz yazar ölmeden önce, “Shakespaeare’ın gittiği yere gitmekten korkmuyorum” diye yazmıştı. Hangi kitaptaydı hatırlamıyorum ama bu cümleyi unutmadım.

Tuncer Çetinkaya’nın ekdergi.com da yazdığı yazı çok kıymetliydi. Hatta -bana göre- emsalsiz bir yazıydı. İçten, anlayışlı ve derin. Kendisiyle, Ayvalık’ta konuştuk bunları da. Linkini de buraya bırakayım. https://ekdergi.com/kadir-agabeyin-ardindan/

Kadir İnanır’ı anlatmam çok zor. O, bir zirvedir ve zirveyi anlatmak daha da zordur. Bu yazıyı, ruhumdan nasıl çıkarabilirim, bilmiyorum. Darmadağınığım. Kadir İnanır’a, ‘Abi’ diyeceğim. “Bana, bir daha sakın Kadir Bey deme” demişti çünkü. Sıfatları sevmezdi. Öyle söyleyeceğim; Kadir Abi.

Arnavutköy’de evine geldiğimde, kitaplarının arasından bile yürüyemiyordum. En son söyleyeceğimi söyleyeyim; Kadir Abi, sen bu yaşadığımız dünya denen mahşerin içinde en aziz bir yalnızlığı yaşadın. Sana veda ederken oturduğum evden senin dediğin gibi Abi, bir cenazem çıktı. Sokaklarda sarsıla sarsıla yürüdüm, kimselerle konuşamadım. Konuşmaya gücüm kalmamıştı.

Hadi, sevdiğin bir şiiri oku” dediğinde, ben hep Oktay Rifat’ın, Niko’nun Kahvesi şiirini okumuştum. Ezbere okuduğum şiiri bitirince, elinle omuzuma hafifçe vururdun. Şimdi kim sevdiğim bir şiiri okurken omuzuma vuracak? Kim? Senin için yazdığım bu yazı asla sonuna nokta koyulamayacak kadar uzun.

Jülide Hanım’ın [Kural], seninle........

© Ek Dergi