Çepo’nun yeni sergisi ‘Snowblind’ Zilberman İstanbul’da
İstiklal Caddesi’nde tarihi Sen Antuan kilisesini geçtikten sonra başınızı kaldırdığınız anda karşınıza çıkan o görkemli bina, 1910’ların başında Abbas Halim Paşa tarafından yaptırılan Mısır Apartmanı’dır. Art Nouveau detaylarıyla Beyoğlu’nun hafızasında yer etmiş bir yapı olan bu apartmanda bir dönem Mehmet Âkif Ersoy’un yaşamış olması da, binaya ayrı bir anlam katmakta. Merdivenlerinden çıkarken, geçmişin izleri ister istemez hissediliyor; geniş mermer basamaklar, özel tasarım demir korkuluklar, sahanlarda vintage diyebileceğimiz karo zeminler…Üçüncü kata vardığınızda, uzun süredir çağdaş sanatın temsilcisi Zilberman İstanbul galerisi bulunuyor. Mısır Apartmanı gibi tarihsel bir mekânda sergi yapmak da bu yaklaşımın parçası olsa gerek.
Galeride sanatçı Nezir Akkul’un yeni kişisel sergisi Snowblind’i gezerken ilk dikkat çeken şey: sakinlik. Gürültü yok, renk az, boşluk çok. İstanbul’un temposuna alışık biri için bu yavaşlık çok belirgin. Nezir Akkul’un “Çepo” lakabı Güneydoğu’da çocuklara takılan bir isim. Sanatçının bu adı kullanması kişisel geçmişini gizlemeden taşıdığını düşündürüyor. Lakabın hafif tonu ile resimlerdeki ağır atmosfer arasında belirgin bir mesafe var.
Büyük ölçekli tuvallerde karla kaplı yerler görülüyor. Ufka doğru incelen bir çizgi, tek başına duran bir ağaç, silik bir yapı, uzun yollar ya da terk edilmiş direkler gibi detaylarla kurgulu eserler. Eserlerdeki kar örtüsü, burada romantik bir manzara unsuru gibi durmuyor. Daha çok yüzeyi kaplayan, ayrıntıyı azaltan bir katman. Göz alıştıkça bazı detaylar beliriyor, bazıları ise tamamen kayboluyor. “Kar körlüğü” denilen durum, resimlerde görme meselesine dair bir çağrışım yaratıyor. Figür neredeyse yok. Mekânın neresi olduğu söylenmiyor. Bu belirsizlik izleyiciyi rahat bırakmıyor; kişisel hafızayı devreye sokuyor. Büyük tuvallerin karşısında durduğunuzda boşlukla aranızdaki mesafe daha da belirginleşiyor.
Mısır Apartmanı’nın tarihsel dokusu ile bu beyaz manzaralar arasında ilginç bir karşılaşma var. Dışarıda İstiklal’in kalabalığı sürerken içeride daha kontrollü bir sessizlik hâkim. Kar yüzeyi kaplarken, apartmanın duvarları ise yılların izini taşıyor. Eserler tam bu iki durumun arasında bir yerde…
Resimlerde yalnızca estetik bir manzara değil, coğrafyanın sertliği de hissediliyor. Uzun kışların, ağır iklim koşullarının ve yerinden edilmiş hayatların izleri sanki bu beyaz yüzeylerin arkasında saklı duruyor. Nezir Akkul bunları açıkça anlatmıyor; daha çok ima ediyor. Tuvallerdeki sadeleşme de izleyiciyi bu boşlukların içine bakmaya zorluyor. Snowblind’i gezerken kalabalığın ortasında olsanız bile tuvalle baş başa kalıyorsunuz. Herkes aynı resme bakıyor ama gördüğü şey farklı oluyor. Kimi ufuk çizgisine takılıp kalıyor, kimi de yalnızca o sonsuz beyazlığı fark ediyor.
Çepo adının çağrıştırdığı çocukluk hâli de burada başka bir anlam kazanıyor. Kar yağdığında dünya gerçekten değişip, sessizlik hâkim olur ve doğa uykusunda sokaklar farklı görünür. Ama zemin de kayganlaşır. Bu resimlerdeki beyazlık da benzer bir etki bırakıyor: hem çekici hem mesafeli. Böylece sergi yüksek sesle konuşmuyor ve politik sloganlar atmıyor. Mısır Apartmanı’nın ağır kapısından çıkıp yeniden İstiklal’in kalabalığına karıştığınızda göz bir süre ışığa alışmaya çalışıyor. Az önce bakılan o beyaz yüzeyler, sokaktaki hareketin içinde bile zihinde kalıyor. İnsan birkaç adım yürüdükten sonra fark ediyor: içerideki sessizlik aslında tamamen geride kalmış değil; birazı hâlâ sizinle birlikte dışarı çıkmış.
