Silahlanan dünya, yükselen Türkiye
Soğuk Savaş sonrası "kurallara dayalı uluslararası düzen" söyleminin içi her gün biraz daha boşaltılıyor. Genel kabul gören normlar yerli yerinde duruyor; ne var ki uygulama her geçen yıl biraz daha zayıflıyor. Silaha ayrılan kaynak büyürken, diplomasinin alanı küçülüyor.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) verilerine göre dünya askeri harcamaları 2025 yılında reel olarak yüzde 2,9 büyüyerek 2 trilyon 887 milyar dolara çıktı. Son on yıllık dönemde (2016-2025) küresel harcama yüzde 41 oranında arttı.
En çok harcama yapan 15 ülke, 2025'te dünya askeri harcamalarının yüzde 80'ini, yani 2,304 trilyon dolarını üstlenmiş. Bu kümenin tepesindeki beş aktör (ABD, Çin, Rusya, Almanya ve Hindistan) tek başlarına 1,686 trilyon dolarlık harcamayla küresel pastanın yüzde 58'ini oluşturuyor. NATO üyeleri, küresel toplamın yarısından fazlasını oluşturmaya devam ediyor: 2025 itibarıyla ittifak üyelerinin toplam harcaması 1,581 trilyon dolara ulaşarak dünya askeri harcamalarının yüzde 55'ini oluşturdu.
NATO için yüzde 5 hedefinin arkasındaki itici güç yalnızca NATO bürokrasisinin teknik bir hesabı değil, kıta çapında değişen bir güvenlik aklının ürünü. Münih Güvenlik Konferansı'nda Almanya Başbakanı Friedrich Merz'in "kurallara dayalı dünya düzeninin artık var olmadığını" açıkça ifade etmesi, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in uzay, istihbarat ve derin vuruş yeteneklerinde bir "Avrupa omurgası" kurma çağrısı, harcama rakamlarındaki büyümenin yapısal okunması gerektiğini açıklıyor.
Avrupa, altmış yıl sonra yeniden ithalatın merkezi
Devletler arasında 2021-2025 döneminde el değiştiren büyük silahların hacmi, bir önceki beş yıllık döneme (2016-2020) göre yüzde 9,2 daha yükseldi; Avrupa, 1960'lardan bu yana ilk kez küresel silah ithalatının en büyük payına (yüzde 33) sahip. Bu rakamlar yalnızca Rusya-Ukrayna krizinin yarattığı talebi değil, Avrupa'nın yıllardır ihmal ettiği konvansiyonel kapasite açığını hızla kapatma telaşını da yansıtıyor.
Avrupa'nın bu telaşı, ReArm Europe girişimi ve SAFE (Security Action for Europe) gibi finansman araçlarıyla kurumsal bir çerçeveye kavuşmuş durumda. Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur: Söz konusu finansman bir kerelik bir kıpırdanmanın sonucu değil, üye devletlerin yasal çerçevelerine, çok yıllı bütçelerine ve sanayi politikalarına işlenmiş yapısal bir yön değişimidir.
En büyük beş ihracatçı (ABD, Fransa, Rusya, Almanya ve Çin) tüm silah ihracatının yüzde 70'ini oluşturdu. Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkelerinin birleşik payı yüzde 62'den yüzde 74'e tırmandı; bu, küresel silah ticaretinin merkezinin coğrafi olarak Batı'ya kaydığını gösteriyor. ABD, küresel silah ihracatının yüzde 43'üne........
