Güvenli limanın değişen doğası: Savaş paradoksu
Ekonomist – Bankacı UĞUR GÜNDÜZ
Piyasalarda şu an tam anlamıyla ezber bozan, finans literatürüne "savaş paradoksu" olarak geçebilecek çok katmanlı bir süreç yaşıyoruz. Finans kitaplarında yazan "Savaşta güvenli liman (altın) yükselir, barışta risk iştahı artar" teorisi bu kez ters yüz oldu. Arka plandaki ana aktörlerin (Fed ve Merkez Bankaları) hamleleriyle ve bu işin mekanizmasıyla konuyu açalım.
Enflasyon şoku: İran savaşı başladığında piyasa bunu bir "jeopolitik korku" fiyatlamasından ziyade, anında bir enflasyon şoku olarak okudu. Çatışmalarla birlikte Hürmüz Boğazı'nın kısmen kapanması petrol fiyatlarını fırlattı. Enerji maliyetlerinin fırlaması, küresel çapta disenflasyon (enflasyonun Edüşüş trendi) beklentilerini baltaladı ve enflasyonu yeniden körükledi.
FED'in U-dönüşü: Normalde 2026'nın ikinci yarısında faiz indirimleri beklenirken, bu enerji kaynaklı enflasyon dalgası karşısında Fed (özellikle şahin tonuyla bilinen yeni yönetim algısıyla) tamamen vites değiştirdi. Piyasada faiz indirim beklentileri silindiği gibi, "Eylül'de yeni bir faiz artışı" ihtimali yüzde 67'lere kadar tırmandı.
Fırsat maliyeti ve dolar endeksi (DXY): Faizlerin yüksek kalacağı, hatta artacağı bir senaryoda ABD tahvil faizleri hızla yükseldi. Altın ve gümüş faiz getirmeyen varlıklar olduğu için, yüksek reel faiz ortamında "fırsat maliyeti" artar. Yatırımcılar altını satıp hem güvenli liman olan hem de yüksek faiz getiren ABD doları ve tahvillerine geçti. Dolar endeksi son 13 ayın zirvesine çıktı.
Merkez bankalarının likidite ihtiyacı: Savaş döneminde küresel yatırımcılar gelişmekte olan ülkelerden sermayelerini çekip dolara dönmek isteyince, birçok merkez bankası piyasadaki dolar talebini karşılamak ve yerel para birimlerini korumak için rezervlerindeki altınları satıp likidite yaratmak zorunda kaldı. Bu da piyasaya ciddi bir hazır altın arzı yığdı.
Barış duyumları gelince neden çakılma devam........
