menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Peşinde olduğumuz bir katil!

13 0
28.12.2025

Hiçbir şeye dokunmayın ve sessiz olun; bir cinayet soruşturmasının tam ortasındayız. Evin hanımı Bahane Hanım tam 3 gündür kayıp. Dedektif şu an hizmetçiyi sorguluyor. Her soru hizmetçinin verdiği cevapla bir sonraki soruyu doğuruyor ve soru fırtınası daha ilk perdeden başlıyor.

Herhalde cinayet romanlarındaki en rahat kişi dedektiftir. Yalnızca adalet için hareket eden ve şüphelilerle organik ya da inorganik hiçbir bağı olmayan biri için çok klas bir durum olsa gerek.

Yeniden soruşturmadayız…

Görülüyor ki dedektif suçluyu bulmuş: Koca; yani Bahadır Efendi; aynı zamanda eski kontrolör. Peki, onun eşini öldürdüğüne dedektifi inandıran kim? Derviş. Derviş, yazar istediği zaman ortaya çıkıp istediği her şeyi söyleyebilen bir aziz, bir ermiş… Bir soru: Biz bir cinayet romanının içinde miyiz? Hayır. Çünkü “Trendeki Derviş” bir tiyatro oyunu… Mısırlı yazar Tevfik el-Hakim, hem çağdaş Mısır ve Arap tiyatrosunun hem de gerçekçi, tarihsel, gerçeküstücü tiyatronun kurucusu. Çevrildiği dildeki adı “The Tree Climber” olan “Trendeki Derviş” bir irrasyonel tiyatro örneği…

İç içe geçmiş sahneler, zamandan ve mekândan bağımsız bir dizi olay sorularla aydınlatılmaya çalışılıyor. Yazar daha en baştan göreceklerinize, duyacaklarınıza ve okuyacaklarınıza mantıklı karşılıklar aramayın diyor. Aynı şahsın bazen aynı anda farklı yerlerde bulunabildiği eserde dekor, aksesuar yok. Mesela ilk sahnede hizmetçi getirdiği sehpayı dedektifin önüne koyuyor. Dedektif de elindekileri o sehpaya bırakıyor. Eğer bu durumu kanıksadıysanız ve gelecek sahnelerde “bu da nereden çıktı, bu neden böyle oldu, hani bu zamandaydık geçmişe nasıl gittik?” türünden sorular sorup hızımı kesmeyecekseniz olayın içine girelim…

Dedektifin soruları net, kimi zaman aldığı “bilmiyorum” ve benzeri cevaplar da net. Bu kadar net soru ve cevaplara hiçbir cinayet romanında rastlayamazsınız. Klasik cinayet romanlarında dedektif daima kendine bir şeyler saklar. Kafasının içini göremeyiz. Muhakkak çok zekice bir öngörüyle ya da beklenmedik bir hamleyle ihtimal dışı bir şeyi düşünmüş ve haklı çıkmış olur. Olay yerine gider, etrafı kolaçan eder, her şeyi yeniden yaşar, düşünür ve hatta bazı tesadüflerden yardım alır: Birilerini görür, bununla da kalmaz en can alıcı konuşmaları dinler; ruhumuz duymaz. Arthur Conan Doyle Sherlock Holmes’a, Agatha Christie de Hercule Poirot’a en karışık olayları böyle çözdürmüyor mu? Bu dedektif ise hiçbir şey saklamıyor. Olay yerine bizi de götürüyor ve sorguladığı kişilerden başka kimseyle görüşmüyor.

Ceset yoksa cinayet de yoktur

Dedektif, sorgulamaların ardından kocanın katil olduğuna kanaat getiriyor. Fakat yine de ortaya çıkmamış bazı gerçekler........

© Diriliş Postası