menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

HİÇ MERAK ETMEYİN DEVLET NE YAPTIĞINI BİLİR

19 0
07.02.2026

Türkiye’de bazı kavramlar var ki bir anda gündeme düşer, ardından fısıltılar başlar, sonra o fısıltılar kaygıya dönüşür. “Umut hakkı” da tam olarak böyle bir başlık. Daha mesele hukuki çerçevesiyle konuşulmadan, birileri bilinçli biçimde soruyu ortaya atıyor: “Bu iş FETÖ’ye yarar mı?”

Sakin olalım. Soğukkanlı olalım. Ve meseleyi hukuk zeminine çekelim.

Umut hakkı, bir “af” değildir. Bir “toplu tahliye” hiç değildir. Bu kavram, özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla şekillenmiş bir infaz hukuku tartışmasıdır. 2014 yılında Abdullah Öcalan hakkında verilen kararda mahkemenin söylediği şey son derece nettir: Ağırlaştırılmış müebbet alan bir hükümlünün cezası belirli bir süre sonra gözden geçirilebilir olmalıdır.

Altını çizelim:
“Serbest bırakılmalıdır” değil.
“Gözden geçirilebilir olmalıdır.”

Avrupa’daki uygulamalarda bu süre genellikle 25 yıl fiili infazdır. Yani 25 yıl boyunca cezaevinde kalmış bir hükümlü için, otomatik tahliye değil, bir değerlendirme mekanizması işletilir. Toplum güvenliği, pişmanlık, örgütsel bağın sürüp sürmediği, yeniden suç işleme riski… Hepsi masaya yatırılır.

Şimdi gelelim kamuoyundaki asıl kaygıya.

“FETÖ’nün ağırlaştırılmış müebbet alan isimleri bundan yararlanır mı?”

Matematik ortada. 15 Temmuz sonrası cezaevine giren örgüt yöneticilerinin büyük bölümü 2016–2018 aralığında tutuklandı. Bugün 8–10 yıllık bir infaz süresi söz konusu. Konuşulan eşik ise 25 yıl fiili infaz. Arada en az 15 yıl var. Bugün için, yakın vadede, hatta orta vadede böyle bir ihtimal hukuken mümkün değil.

Burada yapılan hata şu: Hukuki bir düzenleme tartışması, sanki siyasi bir tavizmiş gibi sunuluyor. Oysa hukuk devleti olmanın gereği, en ağır suçu işleyen kişiye dahi bir denetim mekanizması tanımaktır. Bu zayıflık değil, özgüvendir. Devlet, gücünden emin olduğu için hukuku işletir.

Türkiye’nin yaptığı şey şudur: Uluslararası hukukla kavga ederek değil, kendi sistemini güçlendirerek ilerlemek. Eğer bir uyum düzenlemesi yapılacaksa bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kırmızı çizgileri korunarak yapılır. Kimse Ankara’nın kontrolsüz adım attığını düşünmesin.

Devlet, ne yaptığını bilir.

Hem terörle mücadelede tavizsizdir hem de hukuk sistemini evrensel........

© Diriliş Postası