Atatürk Türklerin lideri Kürtlerin hamisidir!
Muhtemelen bu başlığı okuyan birçok kişi, beni tarih bilmezlikle itham edecektir. Kürtçü kesimler bu girişimi, sözde bir bağımsızlık hareketini Türkiye Cumhuriyeti’ne yamama çabası olarak değerlendirirken; Türk milliyetçisi çevreler ise bunu Kürt siyasi hareketine verilen bir taviz olarak görecektir.
Oysa bu tarihi olay ve olgu; Cumhuriyet’in banisi Mustafa Kemal’in, Türk ve Kürt uruklarını aynı potada kaynaştırma hamlesinden başka bir şey değildir. Mustafa Kemal'in; bazı kaynaklarda Vanlı, bazılarında ise Diyarbakırlı, Bitlisli veya Muşlu olduğu belirtilen Abdürrahim Tuncak’ı evlat edinmesi, bu birleştirici vizyonu ve ne demek istediğimizi aslında en somut haliyle özetlemektedir.
Mustafa Kemal Paşa, Abdurrahim Tuncak’ı yetimhaneye değil bizzat kendi ailesine teslim etmiştir. Annesi Zübeyde Hanım ve kız kardeşlerinin yanına yerleştirmiştir. Biraz okkalı bir ifadeyle himayesine almıştır. Hâmî kelimesi “himaye etmek, korumak” mânasındaki ‘hamy’ (himâye) kökünden türeyen bir sıfat olup “koruyan” anlamına gelir.
Türk Ordusu, Birinci Dünya Savaşı’nın zorlu koşullarında bir yandan cephe hattında Rus ordusuyla amansız bir mücadele verirken, diğer yandan cephe gerisinde Rus askerleriyle işbirliği yaparak sivil halka yönelik saldırılar düzenleyen Ermeni komitacılarına karşı stratejik bir savunma harekatı yürütmüştür.
Bu süreçte ordu, ayrım gözetmeksizin bölgedeki Türk, Kürt ve diğer yerel toplulukların can ve mal güvenliğini sağlamak adına asayişi tesis etmiş, sistematik yağma ve katliam girişimlerini engelleyerek Anadolu’nun doğusundaki sivil yaşamı koruma altına almıştır.
Birinci Meclis’in o dar ve loş salonunda, Ankara’nın ayazına inat, vatanın istiklali için çarpan kalpler, sadece birer siyasi figür değil, bir milletin sarsılmaz iradesinin temsilcileriydi. Özellikle Lozan Barış Konferansı sürecinde, Batılı devletlerin Anadolu’yu etnik hatlarla bölme ve bir nifak tohumu ekme çabalarına karşı en gür ses yine bu kürsüden yükseldi.
Kürt mebuslar, emperyalist güçlerin masada sunduğu "ayrışma" tekliflerini elinin tersiyle iterek; mensup oldukları halkın ikbal ve istikbalini, asırlardır et ile tırnak gibi kaynaştıkları Türk milletinin mukadderatı ile bir ve bütün gördüler. Onlar için bu mücadele, sadece bir sınır çizme meselesi değil; ortak bir tarihin, paylaşılan acıların ve birlikte düşlenen bir geleceğin savunulmasıydı.
Diyarbekir mebusu Pirinççizade Feyzi Bey’den Bitlis mebusu Yusuf Ziya Bey’e kadar pek çok isim, kürsüye her çıktıklarında dünyaya şu mesajı haykırdılar: “Bizler öz kardeşiz ve bu vatan hepimizin son kalesidir.” Bu sarsılmaz duruş, Lozan’da Türk heyetinin elini güçlendiren en kritik diplomatik koz haline gelmiş; Türkiye’nin parçalanamaz bir bütün olduğu gerçeğini dünya siyaset tarihine altın harflerle kazımıştır.
Abdurrahim Tuncak’ın hikayesi, hem Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarının izlerini taşıyan hem de Mustafa Kemal Atatürk’ün insani yanını ve merhametini en yalın haliyle yansıtan derin bir yaşam öyküsüdür. Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi evlatları arasında gerek fiziksel benzerliği gerekse hayat hikayesinin........
