menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD-İran gerilimi eksenindeki tartışma; NATO, Türkiye'yi işgal eder mi?

28 11
23.02.2026

ABD-İran gerilimi eksenindeki tartışma; NATO, Türkiye'yi işgal eder mi?

“Bu nereden çıktı?” demeyin.

ABD’nin İran’a yönelik olası saldırı planlarının, Basra Körfezi’ne yaptığı askerî yığınakla birlikte yeniden gündeme gelmesi, bölge ülkeleri arasında özellikle Türkiye’nin savunma kapasitesi ve stratejik refleksleri üzerine tartışmaları artırdı.

NATO’nun kurucu üyesi olan ABD’nin, yine NATO müttefiki Türkiye’ye karşı bir askeri hamlede bulunup bulunmayacağı sorusu da kamuoyunda zaman zaman dillendiriliyor.

Tarih Erbakan Hoca’yı haklı çıkardı mı?

“Bu nereden çıktı?” demeyin. Zira bu senaryo, yıllar önce dile getirilen jeopolitik öngörülerin yeniden hatırlanmasına yol açıyor. Bölgedeki güç dengelerinin değişmesi, askeri hareketlilik ve stratejik söylemler, Türkiye’nin konumunu ve olası senaryolardaki yerini sorgulatıyor. Zira yıllar önce Millî Görüş lideri merhum Prof. Dr.  Necmettin Erbakan’ın dile getirdiği bir jeopolitik öngörüyü hatırlamamak mümkün mü?

Necmettin Erbakan, ABD’nin Orta Doğu’daki askeri hamlelerinin aşamalı bir strateji izlediğini savunmuş ve şu değerlendirmeyi yapmıştı: “Önce Irak işgal edilecek, ardından Suriye’ye yerleşilecek, sonra İran hedef alınacak; nihai hedef ise Türkiye olacaktır.”

Erbakan’a göre emperyal güçler, “Büyük İsrail” idealini hayata geçirmek amacıyla İslam coğrafyasını parça parça zayıflatmayı ve işgal etmeyi planlamaktadır. Bu çerçevede Irak’ın işgali ilk adım olmuş, ardından Suriye’nin istikrarsızlaştırılması gündeme gelmiş, sonraki aşamada ise Türkiye ve İran’ın baskı altına alınması hedeflenmiştir.

Erbakan’ın bu yaklaşımı, bölgesel gelişmeler ışığında yeniden tartışmaya açılmaktadır. Irak’ın 2003’te işgali, Suriye iç savaşı ve İran’a yönelik askeri tehdit söylemleri, söz konusu öngörünün hatırlanmasına neden olmaktadır. Türkiye açısından mesele yalnızca komşu ülkelerdeki krizler değil; aynı zamanda bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillenmesidir.

NATO ne zaman kuruldu, neden kuruldu?

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan iki kutuplu uluslararası sistem içinde, başta Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık olmak üzere Batılı devletlerin diplomatik öncülüğünde kurulmuştur. NATO’nun ortaya çıkışının temel nedeni, savaş sonrası Avrupa’da oluşan güvenlik boşluğunu doldurmak ve özellikle Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa’da genişleyen askeri ve siyasi etkisine karşı ortak bir savunma ve caydırıcılık sistemi oluşturmaktır.

Bu çerçevede NATO, 4 Nisan 1949 tarihinde Washington’da imzalanan North Atlantic Treaty ile resmen kurulmuştur. Antlaşma, taraf devletlerden birine yönelik silahlı saldırının tüm üyelere yapılmış sayılmasını öngören kolektif savunma ilkesini esas almıştır. Bu yönüyle NATO, Batı dünyasının askeri dayanışmasını kurumsallaştıran ve Sovyet askeri gücünün Avrupa’ya doğru genişlemesini dengelemeyi amaçlayan bir ittifak yapısı olarak tarih sahnesinde yerini aldı.

NATO’nun kurucu üyeleri şunlardır: Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Kanada, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, İtalya, Portekiz, Danimarka, Norveç ve İzlanda. Bu devletler, ortak savunma, siyasi dayanışma ve karşılıklı güvenlik garantisi temelinde birleşmiştir.

NATO, Soğuk Savaş’ın başlangıç döneminde Sovyetler Birliği’ne karşı askeri denge kurmak, Batı Avrupa’nın savunmasını güçlendirmek ve Kuzey Atlantik havzasında ortak savunma ve stratejik iş birliği mekanizması oluşturmak amacıyla kurulan uluslararası bir askeri ittifaktır.

Ancak NATO, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’ne karşı askeri denge kurmak amacıyla oluşturulmuş olsa da, günümüzde yalnızca belirli bir devlete karşı konumlanan bir savunma ittifakı olmanın ötesine geçerek, küresel ve bölgesel güvenlik risklerine karşı kolektif caydırıcılık, kriz yönetimi ve stratejik istikrar üretme işlevi üstlenen çok boyutlu bir güvenlik mimarisi haline gelmiştir.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte NATO’nun varlık gerekçesinin ortadan kalktığı yönündeki değerlendirmeler zaman içinde geçerliliğini yitirmiş; ittifak, genişleme politikası, yeni tehdit tanımlamaları ve değişen savunma doktrinleri aracılığıyla kendisini yeniden tanımlamıştır. Özellikle Rusya Federasyonu’nun revizyonist güvenlik politikaları, Çin’in yükselen askeri ve teknolojik kapasitesi, siber saldırılar, hibrit savaş yöntemleri, enerji güvenliği, terörizm ve düzensiz göç gibi çok katmanlı tehditler, NATO’nun rolünü yeniden merkezi hale getirmiştir.

Bugün NATO, yalnızca Kuzey Atlantik bölgesinin savunmasını değil; Avrasya, Doğu Avrupa, Karadeniz, Baltıklar, Orta Doğu ve hatta Hint-Pasifik eksenine uzanan geniş bir jeostratejik alanda, üye devletlerin güvenliğini sağlamayı, caydırıcılığı güçlendirmeyi ve uluslararası güç dengesi içerisinde Batı ittifakının askeri omurgasını korumayı amaçlayan dinamik bir kolektif savunma örgütü olarak faaliyet göstermektedir.

Türkiye, NATO’ya hangi tarihte ve neden katıldı?

Türkiye, NATO’nun 1949’daki 12 kurucu üyesi arasında yer almamıştır. Türkiye’nin NATO’ya katılımı daha sonra, Soğuk Savaş’ın sertleştiği ve küresel güç mücadelesinin keskinleştiği bir dönemde gerçekleşmiştir. Türkiye, 18 Şubat 1952 tarihinde, ayrı bir “Katılım Protokolü” (Accession Protocol) ile resmen NATO üyesi olmuştur.

Türkiye’nin NATO’ya kabul edilmesinin en önemli nedenlerinden biri, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nden kaynaklanan askeri ve jeopolitik tehditti. Sovyetler Birliği’nin Türkiye’den Boğazlar üzerinde kontrol talep etmesi ve Doğu Anadolu’ya yönelik toprak taleplerinde bulunması, Türkiye’yi Batı güvenlik sistemi içinde yer almaya yöneltmiştir. Bu süreçte Türkiye, ulusal güvenliğini garanti altına almak ve Sovyet baskısına karşı kolektif savunma şemsiyesi altında korunmak amacıyla NATO üyeliğini stratejik bir zorunluluk olarak değerlendirmiştir.

Türkiye’nin NATO’ya kabulünde belirleyici bir diğer gelişme ise Kore Savaşı’na asker........

© Dikgazete.com