We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

İstifa edilemeyen hükümet sisteminin, iklim kriziyle imtihanı

61 23 1
07.08.2021

Deneyimlediğimiz insanî ve doğal felaketler ile nefes almayı zorlaştıran siyasal koşulların hangileri tümüyle iktidarın eseri, hangileri kapkaççı kapitalizminin meyvesi, hangileri ‘tarihsel çizgiden sapma’ anlamına geliyor ya da ortada sapılabilecek düz bir tarihsel çizgi var mı, hangileri iktidar ideolojisinin kaçınılmaz marifeti… AKP sonrası, sosyal bilim camiasında ‘süreklilik miydi, kopuş mu’ konulu epeyce makale yayınlanır tahmin ediyorum!

Örneğin, devletin laik/seküler niteliğinde büyük gedikler açtı AKP ve hiç olmazsa kısa vadeli geleceğin siyasetinin sınırlarını da çizdi. Bir süre daha, yönetmek isteyenler, aslında olmasalar da dindar görünmek zorunda kalacak ve ‘ilk seçimde’ olası bir iktidar değişikliği, ülkedeki ilahiyat fakültesi sayısının hukuk fakültesi sayısından çok olduğu gerçeğini de, halihazırdaki pek çok kamu kurumunun muhtelif tarikat mensuplarının mücadele alanı olduğu gerçeğini de değiştirmiyor.

Buna mukabil, laikliğin böyle yok sayılabilmesi AKP öncesi yıllarda olup bitenden bağımsız değil. Bunlar dini duyguları kullanıyor kullanmasına da, diyelim Kenan Evrenli yıllar da pek laik sayılmazdı, istismarın yolu yordamı farklıydı. Özal, Demirel vs. başka âlem. Ayrıca laik olduğu iddiasındakilerin laiklik yorumu da fazlaca bize özgüydü. O kavgaların ve öngörüsüzlüğün sonu bu oldu, siyasal İslamcılığın en müteahhit versiyonunu, bilinçli ve kendi açılarından tutarlı bir siyasetin sonunda ülkeyi buraya getirdi.

Ancak, örneğin ‘bürokrasinin’ harap hali konusunda iktidarın sorumluluğu ve verdiği yeni biçim çok daha belirgin. Modern devletin iskeleti olan bürokrasiyi büyük beceriyle hallettiler! Türkiye sağının tarihsel bürokrasi antipatisini uç noktaya taşıyarak. (Özellikle Ahmet Kabaklı’nın bürokrasi değerlendirmesi bu bağlamda çok önemli, başka yazıların konusu olsun.)

Buna karşın, o bürokrasideki nitelikli tabaka toptan buharlaşmadığı gibi, on yıllar boyu oluşan bazı alışkanlıklar da bir günde sona ermiyor haliyle. Gelin görün ki, bir tarihsel sapma olarak değerlendirilebilecek yeni hükümet biçimi o kadroları da işlevsiz hale getirdi. Yalnızca yandaş atamaların yoğunluğundan, bir kişinin üç beş yerden maaş alışından söz etmiyorum. Buna, görgüsüzlerin küp doldurma telaşı der, geçersiniz. Oysa neredeyse bir parti-devlet ile yüz yüzeyiz ve âdetten olduğu üzere “Hükümet ayrı devlet ayrı” ezberini yineleyenler, mezarlıkta ıslık çalanları andırıyor.

2017’deki hükümet sistemi değişikliği, ülkelerin yalnızca kâğıt üzerindeki sözcüklerle yönetildiğini varsaydı. Oysa yönetmek ‘mevzuatla’ sınırlı bir faaliyet değil. Yeni sistemin anormalliği ve kim seçilirse seçilsin ‘yönetilemezlik’ dışında bir şey vadetmediği gerçekleri bir yana; parlamenter sistemin terk edilmesi, yüz yıl boyunca o sisteme göre oluşmuş müzakere geleneğinin ve ayrıca bürokratik alışkanlıkların terk edilmesi anlamına geliyordu.

Buna ‘terk etmek’ yerine, ayrılığın ilan edilmesi demek, daha doğru olur belki. Çünkü 2017 değişikliğinin kabul edildiği gün değil, yıllar içinde yavaş yavaş gerçekleşti bu ayrılık ya da dönüşüm. Örneğin benim açımdan en çarpıcı olan, 1879’da kurulmuş ve bürokrasinin en prestijli kurumu olan Maliye Teftiş Kurulu’nun, 2011’de bir KHK ile kapatılmasıydı. Bir gecede. Akıl almaz bir işti. Henüz AKP hacetinde boncuk arandığı yıllar olduğu için doğru dürüst gündem bile olamadı. Daha dün okudum (Medyascope), ormanlarla ilgili kanun hükümleri 2003-2020 arasında 27 kez değiştirilmiş! Ha keza ihale kanunu değişikliklerinde alfabede harf, Çiğdem Toker’in kaleminde mürekkep kalmadı.

Ya da şu Büyükşehir Yasası’na........

© Diken


Get it on Google Play