menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Süperman değil Voltran

26 0
previous day

Süperman değil VoltranS

Geçen hafta Harvard Business Review’da yayımlanan yazımın üstüne arkadaşım Gözde Kara (İTÜ ARI Teknokent Uluslararası İlişkiler Temsilcisi) bir mesaj attı.

Özetle “Girişimciliğin kendisi zaten garip bir sektöre dönüşmüş durumda artık” yazmış.

“Kursu var, eğitimi var, teknokentte programı var, hatta devletin ve özel sektörün bir kısım parası artık bu girişimciler üzerinden dönüyor” diye eklemiş.

“Bu gençler gerçek müşteriler yerine fonlara, gerçek işler yerine de etkinliklere bağlanıyor” diye yazmış ki, bu müthiş bir tespit.

Mesajını, “Bir tarafta gençler üç beş sene bu çarkta debelenip sonunda başaramayarak alakasız ve standart bir işe giriyor, diğer tarafta çarkın her dönüşünde birilerine para kazandırılmaya devam ediliyor, peki soruyorum bu düzenin o gençlere ne faydası oluyor?” diye tamamlamış Gözde.

Girişimci sonradan olunmaz, doğulur diye düşünmüşümdür hep.

Bir insanı eğitim vererek girişimci yapamazsın.

Eğitim olsa olsa zaten girişimci olan bir insanın hamlelerini daha bilinçli yapmasına ve yolculuğunda daha az yaralı ilerlemesine yardımcı olur bence.

İyi bir fikri uygulanabilir, uygulandığında da ayakta duracak bir modele çevirmeye katkı sunan bir eğitim dizisi kurgulamak başka şey; bir insanı sıfırdan alıp “Bu kursu bitirirsen girişimci olursun” demek, hatta “Fırıncı olmak isteyenler soldaki, girişimci olmak isteyenler sağdaki kursa gelsin” demek bambaşka bir şey.

Günümüzde sanki bir-iki eğitime katıldığında bu iş öğrenilirmiş gibi bir algı ve bir düşünce var etrafta.

HBR’de yazdıklarımı Gözde bir adım daha ileri taşıyıp, “Öğretilmesini, eğitimini falan geçtik, işi ticarete çevirdiler artık” diyor yani.

Bu kadarını ben bile düşünmemiştim.

Claude ile derinlemesine araştırdım, adı çoktan ‘girişimcilik endüstrisi’ olarak konmuş bile.

Sadece hızlandırıcı programları bile dünyada 5 milyar dolarlık bir pazar olmuş artık, yani ‘sektör’ lafı mecaz değil, faturası kesilen gerçek bir ekonomi.

Devletin çeşitli fonlar aracılığıyla bu alana akıttığı kaynak da yıldan yıla katlanmış.

Ama gelin ve görün ki, senelerdir gençlerin ve ailelerinin bu yola harcadığı para kat kat artmasına rağmen, ortaya çıkan girişim sayısı bu artışın yanında neredeyse yerinde saymış.

“Teknoloji girişimlerinin onda dokuzu ilk beş yılda kapanıyor” der Claude.

Bireysel olarak sorunca “Bana çok faydası oldu” diyenlere rastlansa da, ülkeye faydası tablosunda hiçbir şey değişmemişmiş mesela.

Bu kadar para dönen yerde, o paranın etrafında bir hizmet katmanının oluşması da kaçınılmaz sanırım; hele sevgili ülkemizde.

Girişimciliği de ‘21 günde İngilizce’ gibi, ‘mucize diyet listesi’ gibi ya da ‘kısa yoldan zengin olma semineri’ gibi ‘vaat kursları’na çevirmişiz anlayacağımız.

Harcanan para katlanırken başarı oranı değişmiyorsa, benim aklımda hemen iki soru uçuşmaya başlıyor doğal olarak:

1- Bu kargaşada kaçırdığımız harika girişimler ve fırsatlar oldu mu acaba?

2- Bu kadar çok olduğu bahsedilen para doğru kullanılıyor mu acaba?

Teknoparkların etrafında bir danışman ordusu türediğinden ve bunların teşvikleri bilip, başvuruları hazırlayıp, dosyaları kovaladığından bahsediliyor.

Bir nevi yeni nesil arzuhalci – komisyoncu – menajer karışımı.

Bu takım benim her sektörde tiksindiğim tayfa, oldum olası kendi işimi kendim görürüm, nefret etmişimdir aracılardan.

Madem çocuğa girişimcilik öğretiyorsun, asıl girişimi için nereye ve nasıl başvuracağını, nasıl para bulabileceğini de ders olarak koy, öğrensin çocuk ve kendi uğraşsın, öyle değil mi?

Gitsin kendisi hazırlasın dosyasını, kendisi başvursun doğru yere ve kendisi alsın hak ettiği teşviki; neden araya bir komisyoncu koyuyorsun ki?

Yazılarımda bolca bahsettiğim taş üstüne taş koymamış insanlar, fırsatçılar ve danışmanlar var ya, buyurun işte bir cinsi daha…

Gözde’nin yazdığı konuda gerçek payı büyük, ama dünyada doğru yapılırsa işin öbür yüzü de çok büyük.

Claude ile bir de dünyadaki Y Combinator ya da Techstars gibi büyük ‘seçici hızlandırıcılar’a baktım.

Programa girenlerin ayakta kalma ve başarma oranı girmeyenlerden daha yüksekmiş, başta onu öğrendim; ki bu çok normal aslında.

Çünkü bu tip bir sistem zaten başvuranlar arasından en iyileri seçiyor ve bir de üstüne nasıl yardım edileceğini bilen, doğru bağlantıları ve imkanları olan bir çark olunca........

© Diken