menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kimseyi geride bırakmamak…

204 0
11.10.2026

Kimseyi geride bırakmamak…K

Necla Uygur’un ardından…

Bu satırların okuru güncel bir tiyatro eleştirisi ya da güncel bir sergi vb haberi okumayı bekliyor.

Oysa geçen haftaki yazımı okuyanlar, son zamanlarda zihnimi meşgul eden meselenin, yalnızca sahnelerde bugün neler olup bittiğiyle sınırlı olmadığını fark etmiştir.

Türk tiyatrosunun geçmişine sahip çıkmak, bugününü yalnız bırakmamak ve gelecekte bu toprakların tiyatrosunu araştıracak insanlara küçük de olsa bir ışık bırakmanın yolu var mı diye düşünüp duruyorum/duruyordum.

Bazı sözlerimiz çok güzel, çok kadim anlamlar ifade eder.

Biri de, kul sıkışmayınca diye başlar.

Geçtiğimiz haftalarda gelişen olaylar, durumlar, biraraya gelinen masalar; yalnız değilsin, meselesi bu olan; buna zihin ve gönül koyan başka güzel insanlar da var diye gösterdi çok şükür…

Hayat böyledir işte siz neye inanırsanız, getirir onu önünüze koyar!

Peki bunu mesele etmemize sebep?

Çünkü tiyatro, başka hiçbir sanat dalına benzemeyen bir unutulma tehlikesiyle karşı karşıyadır aslında…

Bir ressam öldüğünde tabloları kalır.

Bir yazar öldüğünde kitapları.

Bir besteci notalarında yaşar.

Bir sinema oyuncusu yıllar sonra bile, bir beyazperdenin üzerinde yeniden varolur.

Peki ya tiyatro oyuncusu?

Onun sanatı, varolduğu anda yok olmaya başlar. Perde kapanır. Işıklar söner, dekor sökülür, kostüm kaldırılır. Alkışların sesi sesi birkaç dakika sonra salonun duvarlarından çekilir. Ve o gece sahnede yaşanan şey, bir daha hiçbir zaman aynı biçimde yaşanamaz.

Geriye seyircinin belleği kalır.

Oyuncunun anıları kalır.

Ama belleğin de bir ömrü vardır.

İşte bu yüzden, tiyatronun yalnızca oyunlarını değil, insanlarını da kayda geçirmek zorundayız.

Amerikan filmlerinde, özellikle savaş filmlerinde sık sık duyduğumuz güzel bir söz vardır:

‘Kimseyi geride bırakmayacağız!’

Bir asker yaralandığında, biri kaybolduğunda, ya da bir arkadaşları düşman hattının gerisinde kaldığında söylerler bunu… Ne olursa olsun, onu orada bırakmayacaklardır.

Bizim de Türk tiyatrosunun insanlarına ve belleğine karşı böyle bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum.

Elbette bizim savaşımız başka… Unutulmanın o vahşi acısıyla düşmanlığımız.

Çünkü tiyatro tarihimiz, yalnızca büyük isimlerden, afişlerin en üstünde yazan yıldızlardan ve ansiklopedilere girmiş birkaç ünlü sanatçıdan oluşmuyor.

O tarihin içinde, ışığın biraz gerisinde durmuş, alkışın en büyüğünü almamış, sahnenin yükünü başkalarıyla taşımış binlerce insan var.

Onları geride bırakamayız.

Necla Uygur’u da geride bırakmayacağız.

Necla Hanım aramızdan ayrıldı.

Onun ölüm haberini duyduğumda, birçok insanın zihninde önce Nejat Uygur’un canlandığını düşündüm. Sonra Süheyl ve Behzat Uygur’un. Türk tiyatrosunun çok iyi tanıdığı, sevdiği, yıllarca izlediği bir ailenin isimleri bunlar…

Araştırdım. Birçok biyografik yazıda adı, Nejat Uygur’un eşi ve beş çocuğunun annesi olarak geçiyor.

Doğru ama yazık ki eksik! Hem de çok…

Çünkü Necla Uygur aynı zamanda bir tiyatro oyuncusuydu.

Üstelik yalnızca bir meslek değil, hayat olarak seçmişti…........

© Diken