Bombalar altında: İkinci Deri
Bombalar altında: İkinci DeriB
Sabah saatlerinde başladı yayınlar. Henüz “Savaş çıktı” demiyorlardı.
“Gerilim tırmandı” diyorlardı.
Öğleden sonra şehirlerin üzerine bir metal sessizliği çökmüştü.
Ramazan’ın da etkisiyle İstanbul sokakları boş, haber kanallarından dumanlar yükselen görüntüler yayılıyor…
Öyle bir çağ ki görüntüler yapay zekaya mı ait hakikat mi, bilmek mümkün değil!
“Gerilim tırmandı.” İnsanlık tarihinin en kanlı cümleleri hep böyle yumuşak kelimelerle başlardı.
Ben dün akşam tiyatroya gittim.
Kristin İdaszak’ın ‘İkinci Deri’ oyununa…
Çağdaş Amerikan tiyatrosunda metin-beden buluşmasının öne çıktığı oyunlarıyla, aynı zamanda dramaturgi, eleştiri ve deneme üretimleriyle öne çıkan üretken bir yazar.
Yalnızca ‘İkinci Deri’ ile değil, diğer oyunları ve çalışmalarıyla da sık sık ödül alan bir sanatçı…
Ben dün akşam tiyatroya gittim.
Vurdumduymazlık değildi. Savaşın geleceği belliydi! İnadına diye de gitmedim. Alışkanlıktı belki.
Hayatın, ölümle alay eden küçük ritüellerinden biri benim için tiyatro.
Fuayede ahşapla, soğuk beton kokusu karşıladı. Bu koku bana nedense her şeyin daha iyi olacağına dair bir güven verir her zaman…
1940’ta Londra bombalar altındayken, insanlar tiyatroya gitmeye devam etmişti.
West End’de perdeler açılmış, Laurence Olivier sahneye çıkmış, seyirciler patlama sesleri altında Shakespeare dinlemişti. Çünkü Shakespeare bombalardan daha eski, daha kadimdi…
Saraybosna kuşatmasında 1993’te Susan Sontag ‘Godot’yu Beklerken’i sergilemişti.
Kekin nişancılar dağlardaydı. Karanlıkta soğuktan titriyordu seyirciler… Godot gelmemişti tabii ki. Ama o savaş gecesinde beklemek bile direnişe........
