menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeraltından yükselen hafıza

31 0
18.06.2026

Kapitalizmin işçi sınıfının sırtından kendini büyüten bir sistem olarak sadece iktidarların ve sermayenin çıkarına odaklı sömürüsü, tarih boyunca sendikal örgütlenmeye karşı sert müdahaleleri de beraberinde getirmiştir. Tam da Türkiye'de işçi sınıfının en büyük direnişlerinden biri olan 15-16 Haziran 1970 direnişinin yıldönümünde maden işçileri, tarihi yinelercesine geçmişten geleceğe hak ve eşitlik mücadelesi için önemli bir eşik atlatıyor.

1970'te, bugün olduğu gibi iktidarın hedefinde sendikalar, meslek örgütleri vardı. Kısıtlamalar, baskılarla bir şekilde sindirilmiş örgütlü mücadelenin -en kibar tanımla- yıllar içinde verdiği kimi tavizler bugün anlı şanlı mücadele tarihiyle anılan kurumların sessizliğini, iç kavgalarla güç yitimini, üye kaybını ve sarı sendikaları önümüze koydu. Üst üste koyulamayan kazanımların karşısına üst üste koyularak olağanlaştırılan dar bir alan tanımlandı. Bu dar alanda gösteri, protesto, söylevle “görevlerini” “yettiği kadar” yerine getiren kurumlar bugünün gittikçe daha saldırganlaşan düzeninde günden güne eriyorlar, itibar yitiriyorlar. Bol atarlı, “gür sesli” sosyal medya çıkışlarıyla yasak savarken iş direnişe, alana, sokağa gelince sessizliğe terk edilen, ıssızlığın ortasında bırakılan, gözaltına alınan, şiddet gören, uğradığı hak gasbı yetmezmiş gibi daha fazla bedel ödeyen de emekçi, hakkı için sokağa çıkan, mücadele eden oluyor. Oysa kazanımların üst üste koyulması bu erimeyi önler, başarılanın açtığı kapı başka haksızlıkların, eşitsizliğin kalkanı olur. Sıklıkla üzerinde durduğumuz ve çağrısını yinelediğimiz “birleşik mücadele” tam da bu yüzden önemli.

15-16 Haziran direnişi; işçilerin örgütlenme haklarına müdahale eden Toplu İş Sözleşmesi, Grev/Lokavt ve Sendikalar Yasası’na karşı duruşla aslında kendilerinden sonraki nesiller adına da geleceklerine bir sahip çıkıştı. O gün gittikçe güçlenen işçi hareketini sindirmek, DİSK’i etkisizleştirmek isteyenler yüz binlerce işçiyi karşılarında bularak yenildi.

O gün sokaklara taşan irade, emeği denetim altında tutmak isteyen siyasal ve ekonomik düzene karşı işçi sınıfından yükselen güçlü bir yanıttı. Aradan yarım yüzyıldan fazla zaman geçti. Fabrikalar değişti, üretim biçimleri değişti, emek ve üretim hattı parçalandı. Özelleştirmeler, satışlar ve talanın yanına teknoloji, dijitalleşme, yapay zekâ eklendi. Emek daha da değersizleştirildi. Ama temel soru ve sorun yerli yerinde. Üreten kim? Söz sahibi kim?

***

O gün Türkiye’nin dört bir yanında hakları için ayağa kalkan emekçilerin bugüne bıraktığı mirasın bir başka güçlü durağı da Zonguldak maden işçilerinin büyük yürüyüşüdür. 1990-91 Büyük Madenci Yürüyüşü, Türkiye emek tarihinin unutulmaz sayfalarında yerini almıştır. Zonguldak’tan Ankara’ya yürüyerek yola çıkan on binlerce madenci........

© Birgün