Enflasyon ve gündelik hayat
Mayıs ayında tüketici fiyatları yüzde 1,71 arttı. Böylelikle yıllık enflasyon yüzde 32,61 oldu. Sözüm ona “dezenflasyon” programı uygulanırken, enflasyonun düşmek bir yana yükselme eğilimi sergilediği görüldü.
Bir kez daha sizi enflasyonla ilgili rakamlara boğup, ayrıntılı teknik analizler yapmanın gereği yok. Bugünlük keskin fiyat artışlarının gündelik yaşamımıza yansımaları üzerine yoğunlaşmak daha anlamlı görünüyor.
ENFLASYON-HAYAT PAHALILIĞI FARKI
Öncelikle enflasyon ve hayat pahalılığı farkı üzerinde biraz duralım. Enflasyon deyince bir mal ve hizmet sepetinin fiyatlarının artış hızını anlıyoruz. Halbuki hayat pahalılığı; gereksinmemiz olan mal ve hizmetlere erişim konusunda alım gücümüzün azalması, giderek refah düzeyimizin gerilemesi anlamına geliyor. Bunun kaynağı enflasyonun yanlış ölçülmesi veya bilinçli düşük gösterilmesi de olabilir, gelirimizin enflasyonun altında artması da, bizim tüketim desenimizdeki ürünlerin fiyatlarının enflasyon sepetinden daha fazla yükselmesi de olabilir. Haliyle bu nedenlerin birden fazlası da…
Ama sonunda çarşıya pazara çıktığımızda, faturaları ödemeye kalktığımızda bir stres yaşamak, sürekli hesap yapmak gereğini hissetmek, eğer geçmişte bir tasarruf yapabilmişsek yaşam standartlarımızı koruyabilmek adına sürekli bu birikimlerimizi eritmek zorunda kalmak, hepsi bu hayat pahalılığının tezahürleri kabul edilebilir. Yüzde 50 enflasyon ortamında ücretimiz yüzde 100 artsa, belki yine “bir kahveye 250 TL ödemekten” yakınabiliriz ama, hayat pahalılığı bizim için geçerli değildir.
Özellikle 2023 Mayıs seçimlerinden sonra ekonomide sert bir şok yaşamasak da günden güne yoksullaştığımızı, alım gücümüzün zayıfladığını, geriye dönüp baktığımızda aynı tüketim düzeyimizi koruyamadığımızı, alışkanlıklarımızı sürdüremediğimizi, yani hayat pahalılığının belirginleştiğini görüyoruz.
TOPLUMSAL KATMANLAR VE ENFLASYON
Eğer toplumun krem tabakasındaysanız; "Artık D. P. şampanyası içemiyorum, H.-D. dondurması yiyemiyorum, İsviçre’de St. Moritz’e kayağa gidemiyorum, yatımın mürettebatını azalttım, bir süredir Business Class’ta uçamıyorum, ben de tasarrufa yönelmek zorunda kaldım" diyorsanız sizin için fazla üzülemiyoruz. Kaldı ki Şimşek programında faizlerin yüksek tutulması rantiye kesimlerin yüzünü güldürmeye devam ediyor. Büyük şirket ve banka karları da yüksek seyrediyor. Döviz kurları değişiminin enflasyonun altında kalması da yurtdışı tatillerine çıkan ve yoğun olarak lüks ithal mallar tüketen varlıklı kesimlerin işine geliyor. O nedenle yüksek gelir gruplarının bu süreçten zaten fazla olumsuz etkilenmediklerini rahatlıkla tahmin edebiliriz.
Ama orta gelir grubundaki beyaz yakalılardan, asgari ücretlilere, emeklilere, kamu çalışanlarına uzanan; tüm ücretli kesimleri kapsayan bir yelpazede yer alan ezici çoğunluk için yavaş, sinsi, derinden ilerleyen; ancak bugünden 6 ay, 1 yıl, 3 yıl........
