menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Kardeşim, iyi misin? Gözlerin acıyor mu?"

65 0
18.08.2026

İnsanın içinin boşalması

Birkaç gün önce Meclis kürsüsünde iktidarın savunduğu yasayı sert biçimde eleştiren İYİ Parti Aydın Milletvekili Ömer Karakaş’ın, 14 Ağustos’ta AKP’ye katılması, Türkiye siyasetinde artık şaşırtıcılığını bile hızla kaybeden görüntülerden biri. Karşısında durduğu siyasi çizginin içine bu kadar kısa sürede girebilmek, insanın siyasi konumu ile benimsediği değerler arasındaki ilişkinin ne kadar zayıflayabildiğini düşündürüyor.

Burada mesele yalnızca bir milletvekilinin parti değiştirmesi ya da onun karakteri hakkında bir hüküm vermek değil. Asıl mesele, ilke ile konum arasındaki ilişkinin, insanın içinde yaşadığı toplumsal koşullar altında nasıl aşınabildiğidir. Karakaş’ın kısa süre içinde savunduğu siyasi çizginin karşısından onun içine geçmesi, bunun somut bir örneği olarak okunabilir. Burada sorun yalnızca kişisel bir tutarsızlık değil, ilkenin toplumsal ağırlığını giderek yitirmesidir.

İnsanlar kendi başlarına var olmazlar. Ekonomik düzenin, çalışma hayatının, sınıfsal ilişkilerin ve kültürel değerlerin içinde yaşarlar. Bu koşullar, neyi önemli gördüğümüzü, başarıdan ne anladığımızı ve başkalarına karşı ne kadar sorumluluk hissettiğimizi etkiler.

Neoliberal düzenin önemli sonuçlarından biri, rekabeti hayatın doğal kuralı haline getirirken insanın kendi geleceğinin sorumluluğunu da giderek daha fazla kendi üzerine yıkmasıdır. İşsizlik, yoksulluk ya da başarısızlık toplumsal ilişkilerin sonucu olmaktan çıkarılıp bireyin kişisel hesabına yazılır. İnsan sürekli kendisini geliştirmesi, pazarlaması, konumunu koruması ve kaybetmemesi gereken bir varlık olarak görülür.

Böyle bir dünyada “Ben buradan ne kazanırım?” sorusu, “Bunun başkaları için anlamı nedir?” sorusunun önüne geçebilir. İlkeye bağlı kalmak, kişinin önüne bir bedel çıkardığında daha zor hale gelir.

İnsanların neye inandığını anlamanın sağlam yollarından biri, inandıkları şeyin kendi çıkarlarıyla çatıştığı ana bakmaktır. Rahat zamanlarda herkes ilkelerden söz edebilir. Duruş, önünde bir bedel belirdiğinde anlam kazanır.

Bir makamı, geliri, çevreyi, güvenliği ya da gelecekteki imkânlarını korumak ile doğru bildiği şey karşı karşıya geldiğinde insanın hangi tarafa yöneldiği, etik hakkında söylediklerinden daha fazla şey anlatır.

Etik de burada başlar. İnsan, yapabileceği her şeyi yapmamak, kazanabileceği halde bazı kazançlardan vazgeçmek ve kendi çıkarına uygun düşmediği halde başkasının hakkını savunmak zorunda kalabilir. Fakat etik tutumun bedeli de sınıfsaldır. Hayatını sürdürebilmek için ücretine bağımlı olan bir işçinin işyerindeki haksızlığa itiraz etmesiyle, ekonomik gücü ve sosyal çevresi sayesinde........

© Bianet