menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İstiklal Caddesi'nin dili olsa: Rojin Kabaiş'e ne oldu?

13 1
27.11.2025

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde Türkiye’nin birçok noktasında kadınlar ve LGBTİ ’lar alanlara çıktı, erkek şiddetine, patriyarkaya ve kadınların kazanılmış haklarına saldırılara karşı seslerini yükseltti.

Biz biliriz ki bu günler biraz da kadınların resmi olmayan bayramıdır. Günler öncesinden planlar yapılır; kimimiz “nerede buluşalım, birlikte gidelim” diye konuşur, kimimiz ortak dövizler, ortak sloganlar hazırlamak için bir araya geliriz.

25 Kasım, sokakta yan yana geleceğimizi bildiğimiz, kalbi benzer yerlerden atan kadınlarla buluşacağımız, dertleşeceğimiz, güç toplayacağımız bir gün.

Bu yürüyüşler bizim için adeta büyük bir kadın buluşması, arınma, şifalanma ve yeniden var olma hâlidir.

Her birimizin hikâyesi, taşıdığı bir cümlede, bir dövizde, bir bakışta birbirine dokunur. Daha önce hiç görmediğimiz bir kadınla basın açıklaması sırasında aynı cümlede buluşur, göz göze geliriz o an başlayıp yıllara yayılacak bir yoldaşlık hissi doğar.

Çoğala çoğala güçlendiğimizi biliriz. Kendimizi, kadın kalbimizi, birbirimizin sözleriyle, her birimizin bir cümlesiyle nakış gibi yeniden ve yeniden inşa ederiz.

Bu yıl birçok kentte ne olup bittiğini hem medyadan takip ettim hem de haberleştirdim. Diyarbakır’da “İçindeki sağlamcıyı bastır” yazılı dövizler yükseldi, Ankara’da kadınlar kendilerinin fotoğrafını sürekli çeken polisi ifşa etti. Her şehirde başka bir öfke, başka bir şifa, başka bir söz…

Peki İstanbul’da ne oldu?

İstanbul’da feministler valiliğin kaymakamlığın bir çocuk gibi inatlaştığı "yok eylem yapamazsınız" kararını ters yüz etti, ısrar etti, çaba gösterdi, dakikalar süren görüşmeler sonucunda bu kesimler ikna edildi ve kadınlar Tünel’de bir araya geldi.

Tünel’den İstiklal Caddesi’ne taşan o kalabalığı bilirsiniz, sadece bir yürüyüş güzergâhı değil, feminist mücadele açısından da çok önemli bir hafıza mekânı orası. Yıllardır kadınların, lubunyaların, işçilerin, öğrencilerin, adalet arayan herkesin ayak izleriyle örülmüş bir cadde…

İstiklal’in dili olsa neler anlatırdı? Kaç kez “erkek adalet değil, gerçek adalet” diye haykıran kadınların sesini taşırdı binaların duvarlarına? Kaç kez “susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganını yankılardı? Sara Ahmed’in deyimiyle feminist kulak kesilip bu sokağı dinlesek, kimlerin hikâyeleri dökülürdü taşların arasından?

İstiklal Caddesi, tam da bu yüzden, bizim için sadece bir yol değil, bir buluşma, dertleşme, yas tutma, isyan etme ve yeniden ayağa kalkma mekânı. Her 25 Kasım’da, her 8 Mart’ta, her beklenmedik sokak eyleminde, kadınların kolektif hafızasını taşıyan bir canlı arşiv gibi.

Bu yıl İstanbul’da Tünel’de bir araya gelen feministlerin birçok mesajı vardı ama gecenin en yakıcı sorusu Rojin Kabaiş’in şüpheli ölümüydü. Bütün bir akşama Rojin’in adı sinmişti.

Onun ölümü “intihar” diye kapatılmaya çalışıldı; ama ailenin mücadelesi, kadınların ısrarlı takibiyle meselenin öyle olmadığı, en azından görmezden gelinemeyecek kadar kuşkulu olduğu açığa çıktı.

Kadınlar hemen her sloganın sonunda yeniden ve yeniden sordu:
“Rojin Kabaiş’e ne oldu?”

Kalabalığın içinden defalarca yükselen bu soru, aslında hepimizin hayatına yönelen erkek-devlet şiddetine, cezasızlığa, failleri koruyan düzene sorulan bir soruydu. Rojin’e ne olduğunu sormak, “bir kadının daha hayatını kâğıt üzerinde kapatmanıza izin vermeyeceğiz”........

© Bianet