menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hissizleşmenin anatomisi

31 0
08.08.2026

“Kapını ört. Karışma. Düşündüklerini kendine sakla. İlle de konuşmak istiyorsan kendinle konuş.” Kolektif bir hissizleşmenin, yabancılaşmanın sırrını anlamak isteyenler için anahtar kelimeler bunlar olabilir. Çünkü yabancılaşmanın, korkunun ve yılgınlığın bir virüs gibi yayıldığı toplumlar başkalaşır. Zihin de bunu üretir. Ürettikleri içinde kaldıkça insan başkalaşır. Yavaş yavaş soyutlanır kendinden. Burjuva demagogların ekmeğini yemeye doyamadığı birey, bizzat “neoliberalizm” ve onun bugünkü baskı araçları tarafından yutulur. Düşünce içe döner. İçten insanı kemirmeye başlar. Düşüncenin kendini dışa vurma baskısı ile sistemin istediği “makul” insan olma kavgası yükselir kişinin içinde. Bir yanda kendisi olmak, kendi gibi, bildiği şekilde yaşamak vardır. Bir yanda “makul” bir insan olarak yaşamak. Birincisinin bedeli ağırdır. O nedenle ikinciyi seçeriz genellikle. Oysa ikincinin bedeli daha ağırdır. Kendimizle baş başa kalabildiğimiz her an kendimizi sorgulamaya başlarız. Kapitalizm buna da çözüm bulmuştur. Kendimizi yıpratmayalım diye bizi kendimizle bile baş başa bırakmaz. “Böyle boş işlere” harcayacağımız vakti artı değer üretmeye harcayalım değil mi? Böylece kendimizi de yıpratmamış oluruz. Yabancılaşma burada başlar zaten. Sonrası malum. Kendi başımıza kaldığımız her an, vicdanımız ve “normal” bir hayat arasında seçim yapmanın yıpratıcılığı içinde geçer ve hissizleşme yavaş yavaş bizi avucunun içine alır. Biriken öfkemiz hep yanlış yerlere yönelir. Ötekileştirilenler de sistemin ötekileştirme mekanizmasını yeniden üretmeye başlar. Onlar da farklı olanı öteler. Komşu evde bir çığlık duysak vicdanlı davranarak dayanamaz, yerimizde duramaz ve müdahale ederiz. Sonra bu tür durumlara karışmamamız gerektiği öğütlenir. “Hem bize nedir. Başımıza bela almayalımdır.”

Vicdanlı davranmakla susmak arasında kalınır uzun süre. Sonra “Bana ne ya” denmeye başlar. Sonrası, “Ya o da öyle davranmasaydı başına bunlar gelmezdi” olur. Artık hissizleşme, duyarsızlaşma farklı bir yöne evrilmiştir. Düşmanlaşma, verilen zararın bir parçası olma, nefreti ve ayrımcılığı yeniden üretme… Kendisinin ezilmişliğinin acısını başka ezilmişlerden çıkarmak. Bir kesime........

© Bianet