menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Paris gezisi

23 0
31.03.2026

Geçen hafta bir iş gezisi nedeniyle Paris’e gittim. A Milli Futbol Takımımızın Romanya ile oynadığı kritik karşılaşmayı da Türk ve Romen taraftarlarla bir Türk restoranında izledim. Karşılaşma bizim için olduğu gibi Romenler için de önemli idi. Türkiye 2002’den beri, Romanya 1998’den beri Dünya Kupası’na katılamıyor.

Çavuşesku’nun kamucu politikaları sayesinde 90’ların başında dünya futbolunun sayılı ülkelerinden biri olan Romanya’da; spor, Çavuşesku’nun katledilmesiyle başlayan ülkedeki ekonomik, kültürel ve ahlaki çöküşle beraber yok olmaya başladı. Sadece kürek sporunda başarılı olan Romanya futbolda, cimnastikte, atletizmde ve teniste komünizmin kazanımlarını birkaç yılda bitirdi. Romenlere 16 Temmuz 2025’te yazdığım “Destan” isimli yazımı okumalarını tavsiye ettim. Karşılaşma bittiğinde gerçek finalin bu yarı final olduğunu söylediler. Finaldeki rakibimiz Kosova oldu.

Kosova ile Ekim 2025’te kadınlarda da playoff karşılaşması oynadık. UEFA Milletler B Ligi’nde kalma baraj maçlarında sahamızda 3-0 deplasmanda 4-0 yendik. Futbolda B Ligi’nde 3-1 ve 4-2 yendiğimiz İzlanda’yı B Ligi’ne yükselme maçında Kosova da 2-1 ve 3-1 yendi. 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası Finalleri’ne katılamayan Kosova’nın Dünya Kupası’na katılması büyük sürpriz olur. Avrupa Şampiyonası’nın çeyrek finalisti Türkiye’nin buna izin vereceğini sanmıyorum. Kosova Başbakanı’nın prim açıklamalarını da yadırgamadım. Avrupa Birliği ve ABD’nin korumasıyla kurulan bir ülkenin sporcularını motive etmek için elbette paradan başka gücü olmaz. Başta İsviçre Milli Takımı olmak üzere, Avrupa’nın birçok milli takımındaki Kosovalı futbolcular da bu para düşkünlüğünü kanıtlıyor. Kosova milliyetçiliği hikayedir. Bağımsızlığında ABD ve Avrupa Birliği bayrakları sallayanların vatandaşlarından milliyetçi olmalarını beklemeyin.

Kosova’da her yerde Türkçe yazıları görebiliriz. Birçok kişi Türkçe de konuşabiliyor. Bu bizi yanıltmasın. Karşıyaka Basketbol Takımı’nın Avrupa kupalarında Priştina ile yaptığı karşılaşmayı hatırlıyorum. Karşılarında bir Türk takımı görünce, Kosovalılar daha da hırslanıyor. Maç için Kosova’ya giden gazetecilerin Ali Sami Yen’in babası olan edebiyatımızın önemli ismi Şemsettin Sami’yi ve ağabeyi Fraşirli Abdül Bey’i araştırmasını öneririm. Bir gazeteci deplasmana sadece karşılaşmayı izlemeye gitmemeli.

PARİS OLİMPİYATI UNUTMUŞ

2024’te Olimpiyatlar’ı düzenleyen Paris’te bir Olimpiyat Müzesi bulacağıma dair ümidim vardı. Olimpiyatlar’ın öncesinde Orsay Müzesi’nde açılan Spor Müzesi’ne gittiğimde; Orsay’da Renoir sergisini buldum. Atina ve Selanik’teki spor müzelerinden sonra; modern Olimpiyat fikrinin kurucusu Pierre de Coubertin’in Olimpiyat’a iki kez ev sahipliği yapmış şehri Paris’te Olimpiyat’a dair bir müze bulamamak hayal kırıklığı oldu. Olimpiyat adında bir metro durağı ve Eyfel’in önündeki Olimpiyat halkalarından başka Paris’te Olimpiyat’a dair bir iz kalmamış. Bir de, kano ve uzun mesafe yüzme yarışlarının yapıldığı kirli Seine Nehri var, elbette.

Paris’e gitmişken Louvre Müzesi’ne gitmesem olmazdı. Bilet için 1,5 saat bekledikten sonra Louvre’a girebildim. Avrupa Birliği vatandaşları için 22 avro olan giriş bileti dünyanın geri kalan vatandaşları için 32 avro idi. Müze üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm Mısır’dan çaldıkları, ikinci bölüm Anadolu, Mezopotamya ve İran’dan çaldıkları. Fransızlar çaldıklarını Avrupalılara daha ucuz sergilerken, kültürün sahibi biz Türklerden, İranlılardan daha pahalı bilet parası alıyorlardı. Üçüncü bölümse genellikle din propagandasının yapıldığı İtalya, Fransa ve İspanya resimleri. Mona Lisa’ya inanılmaz ilgi olsa da; Mona Lisa’nın tam karşısında bulunan Vinci’nin önemli eseri “Kana’da Düğün” tablosu benim daha fazla ilgimi çekti.

Tabloda Kanuni Sultan Süleyman ve Sokullu Mehmet Paşa’yı görmek de mümkün. Vinci, tabloda kendisini ve yakın arkadaşlarını müzisyen olarak resmetmiş. Hayatında düğün organizatörlüğü ve müzisyenlik de yapan Vinci’nin hayatına dair şifreleri resimlerinde yakalamak mümkün. Eugene Delacroix’nın meşhur “Halka Yol Gösteren Özgürlük” tablosu da uzunca incelenecek bir tablo. Delacroix’nın her santimetre karesinden Türk düşmanlığı hissedilen “Sakız Katliamı” tablosunu Sakız’daki kilisede görmüştüm.

TÜRK HAVAYOLU ŞİRKETLERİNDEN VAZGEÇMEYİN

Dönüşümü daha ucuz uçak bileti olduğu için yabancı bir havayolu şirketinden aldım. Hem kontuarda hem uçak girişinde valizimi uçağa almak istemediler. Haksız olduklarını kanıtlayınca iki yerde de defalarca özür dilediler. Siz siz olun, yurt dışına giderken Türk havayolu şirketlerinden vazgeçmeyin. Batılı, bildiğiniz gibi hırsız! Uçaktan iner inmez; Ulusal Kanal’daki Spor Gündemi programımı havaalanında çektim. Her Ulusal Kanal izleyicisinin, her Aydınlık okuyucusunun ve her Vatan Partili’nin haberi ulaştırma tutkusu vardır. Dünyanın dört tarafına dağılan gönüllülerin haberleriyle büyüyecek Görev Haber Ajansı’nı kurmalıyız. Tek başına Gürkan Demir; Türkiye’deki tüm haber ajanslarına bedel değil mi?

Paris dönüşü programımı yaparken bir gözüm de Fransızların geçtiği pasaport kontrolündeydi. Paris’te Türkler pasaport kontrolünden 1,5 saatte geçtik. Nerede kalacağız, ne zaman döneceğiz? Her soruya yanıt verdik. Sık sık da “yeni Avrupa Birliği uygulamaları nedeniyle pasaport kontrolünün uzun süreceği ve sabırlı olmamız gerektiği” anonsu yapılıyordu. Fransızlar, İstanbul’da 10 dakikada pasaport kontrolünden geçti.


© Aydınlık