Üniversite: Bir Kurum mu, bir yanılsama mı?
Çünkü “üniversite” dediğimiz şey, kâğıt üzerinde hâlâ bilim üreten, özgür düşünen bireyler yetiştiren bir kurum gibi görünse de pratikte çoğu zaman bürokratik bir yapı, yerel bir ekonomik araç ya da siyasi bir uzantı olarak işlev görüyor.
Ali Demirsoy’un 2021 tarihli “Dogma ve Sosyoloji” adlı kitabından “Nasıl Bir Üniversite?” adlı bölümünde yıllara yayılan gözlemlerinden süzülen temel eleştiri de tam burada düğümleniyor: Üniversiteler, kendi yöneticisini seçemeyen, kendi iradesini kuramayan yapılar haline gelmiş durumda. Akademinin en temel ilkesi olan özerklik, yerini atama mekanizmalarına ve güç ilişkilerine bırakmış durumda. Bu, yalnızca yönetsel bir sorun değil; doğrudan bilimin niteliğini belirleyen bir kırılma.
Bugün bir üniversitenin rektörünü kim seçiyor sorusu, aslında “o üniversite kime ait?” sorusunun başka bir versiyonu. Eğer akademi kendi yöneticisini belirleyemiyorsa, o kurumun ürettiği bilginin ne kadar bağımsız olduğu da tartışmalıdır. Nitekim Türkiye’de akademisyenlerin giderek daha temkinli, daha edilgen ve daha “uyumlu” hale gelmesi tesadüf değil.
Ama sorun yalnızca yönetim........
