menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Seyfettin BUDAK Aynada Gördüğünüz Siz misiniz, Yoksa Toplumun Diktiği Bir Kostüm mü?

20 0
03.04.2026

Peki ya her sabah uyandığınız o tanıdık hayat, aslında başkalarının ellerinde şekillenmiş, size yalnızca giymeniz için uzatılmış bir kostümden ibaretse?

Bu soru, ilk bakışta fazlasıyla sert ve hatta abartılı gelebilir. Ancak bir an durup çevrenize, hatta kendi içinize dönüp bakmayı deneyin. Ofiste “mükemmel çalışan” rolünü oynarken, bir yandan da içinizde şiirler fısıldayan, resim yapmayı ya da yalnızca özgürce düşünmeyi arzulayan biri değil misiniz?

Ailenizin gurur duyması için seçtiğiniz mesleği icra ederken, ruhunuzun derinliklerinde bir sanat atölyesinde kaybolma hayali kurmuyor musunuz?

Sosyal medyada sergilediğiniz o kusursuz profil, gerçekten sizi mi anlatıyor, yoksa beğeniler için inşa edilmiş bir vitrin mi?

İşte tam bu noktada, bir sabah aynaya bakarsınız ve karşınızdaki yüz size garip gelir. Sanki orada duran siz değil, bir yabancıdır. Ve içinizden sessiz bir çığlık yükselir: “Bu hayat gerçekten benim mi? Bu seçimler bana ait mi?”

Sosyal psikolog Erving Goffman’ın “dramaturjik model” olarak bilinen yaklaşımına göre, insanlar tıpkı bir tiyatro sahnesinde olduğu gibi gündelik hayatta da çeşitli roller üstlenir. İş yerinde bir profesyonel, aile yanında uslu bir evlat, arkadaş ortamında komik ve rahat bir dost…

Tüm bu maskeler aslında uyum sağlamak, onaylanmak ve reddedilme korkusunu bastırmak için vardır. Ancak sorun şu ki, rolleri o kadar sık ve o kadar uzun süre oynarız ki zamanla asıl yüzümüzü unuturuz. Maskenin altındaki benlik körelir, sessizleşir ve nihayetinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Nörobilimsel araştırmalar da bu durumu destekler. Beynimizdeki ayna nöronlar, başkalarının bize yönelik beklentilerini ve tepkilerini içselleştirmemize yardımcı olur. Bu evrimsel miras, toplum içinde hayatta kalmamızı kolaylaştırırken aynı zamanda bir tuzağa da dönüşebilir.

Sürekli dışarıdan gelen onay sinyallerine bağımlı hale geliriz. Bir iş toplantısında aldığımız takdir, sosyal medyada gelen beğeniler ya da aile büyüklerimizin “Ne güzel çocuk” sözü, beynimizin ödül merkezini harekete geçirir. Fakat bu ödüllerin her biri, kendi ruhumuzdan........

© Akasyam