Popülizm Çağında İkinci Muallimin Uyarıları: Fârâbî ve Demokrasinin Kırılganlığı
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Popülizm Çağında İkinci Muallimin Uyarıları: Fârâbî ve Demokrasinin Kırılganlığı
Özgürlük erdemle buluşmadığında kaosa dönüşür.
“Herkes orayı sever ve orada yaşamak ister, çünkü orada insan için karşılanmayan hiçbir arzu ve istek yoktur. Uluslar oraya göç ederek yerleşir, ülke de ölçüsüz biçimde büyür.” Fârâbî, Erdemli Ülke (Medînetü’l-Fâzıla) eserinde demokratik ülkeyi tasvir ederken.
“Herkes orayı sever ve orada yaşamak ister, çünkü orada insan için karşılanmayan hiçbir arzu ve istek yoktur. Uluslar oraya göç ederek yerleşir, ülke de ölçüsüz biçimde büyür.” Fârâbî, Erdemli Ülke (Medînetü’l-Fâzıla) eserinde demokratik ülkeyi tasvir ederken.
Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakırken insanlık, popülizm dalgasının her kıtada demokratik kurumları içeriden kemirdiği bir dönemden geçmektedir. ABD’den Avrupa’ya, Latin Amerika’dan Güneydoğu Asya’ya kadar seçim kazanmak, ortak iyiyi gerçekleştirmekten daha üstün bir siyasi amaç hâline gelmiştir. Sermaye çevrelerine, baskı gruplarına ve medya odaklarına iradesini teslim eden politikacılar, vatandaşların gerçek mutluluğunu gözetmek yerine popülist söylem üretmekle meşgul bulunmaktadır. Peki, bu krizin kökeninde ne var? Çağdaş siyaset biliminin sunduğu araçlar elbette değerlidir; ne var ki sorunun köklerine inmek isteyenler on bir asır öncesinden gelen bir sese, bugün de kulak verebilir: Fârâbî..
Felsefe dünyasında Aristo’dan sonra “İkinci Muallim” olarak anılan Fârâbî (870-950), demokrasiye yaklaşımıyla kendinden önceki felsefî gelenekten belirgin biçimde ayrılır. Platon demokrasiyi neredeyse bütünüyle olumsuz bir tablo olarak çizerken Fârâbî, demokratik rejimin potansiyelini ve tehlikelerini birlikte kavramış ender düşünürlerden biridir. Ona göre demokratik ülkede herkes bağımsızdır, kendi istediği gibi yaşar, hiçbir vatandaş diğerinden üstün sayılmaz, yöneticiler yönetilenlerin iradesine tabi olarak yönetir. Halk egemenliği, eşitlik, bireysel özgürlük… Batı’da bu kavramları sistemleştiren Rousseau’dan yaklaşık sekiz asır önce Fârâbî bunları açık bir dille ortaya koymuştur.
Süslü Bir Elbise, Çürük Bir Dikiş
Fârâbî demokrasiyi tasvir ederken unutulmaz bir benzetmeye başvurur: demokratik rejim, “renkli figürler ve nakışları bulunan işlemeli bir giysi”dir. Esasen Fârâbî bu imgeyi Platon’dan devralmıştır. Platon, Devlet’te şöyle der: “Bu düzen görünüşte düzenlerin en güzelidir. Türlü renklere boyanmış bir kaftan gibi, göze hoş gelebilir.” Benzetmenin ardındaki uyarı dikkat çekicidir. Dışarıdan parlak ve çekici görünen demokratik rejim, dikişlerinin altında ciddi yapısal zayıflıklar barındırabilir. Nitekim bugün siyaset bilimcilerin “demokratik gerileme” ya da “otoriter popülizm” diye adlandırdığı olgular, Fârâbî’nin on bir asır önce işaret ettiği bu kırılganlığın göstergesidir.
Fârâbî’nin demokrasi analizinde asıl üzerinde durulması gereken nokta, yönetimin para karşılığında elde edilebilir hâle gelmesine ilişkin teşhisidir. Düşünüre göre demokratik ülkede zenginler ve güç sahipleri iktidara kolayca gelebilmekte, siyasi liderlik liyakat yerine servete göre şekillenmektedir. ABD’de bir başkanlık kampanyasının maliyetinin milyarlarca doları aştığı, Avrupa’da siyasi partilerin giderek daha fazla büyük sermayeye bağımlı hâle geldiği, iş insanlarının doğrudan siyasi iktidara el attığı bir çağda Fârâbî’nin “paranın iktidara dönüştüğü düzen” tasviri, on bir asırlık bir tarihsel gözlem olmaktan çıkmış, yaşadığımız gerçekliğin felsefî portresi olmuştur.
Hırslar Üzerine Devlet Kurulmaz
Fârâbî’nin popülizm eleştirisi ince ve isabetlidir: hırslar üzerine bir toplum ve ülke inşa edilemez, popülizm üzerine erdemli bir siyaset kurulamaz. Hırslara prim verilerek cehalete ayrıcalık tanındığında toplum hiçliğe doğru yol alır. Algoritmaların seçmen tercihlerini şekillendirdiği, dezenformasyonun hakikatin yerini aldığı post-truth çağımızda bu uyarı her zamankinden daha yakıcıdır. “Halk adına” konuşma iddiasıyla karmaşık sorunlara basit çözümler vaat ederek iktidara gelen popülist liderler, farkında olsunlar ya da olmasınlar, Fârâbî’nin “cahil rejim” dediği yapıyı yeniden üretmektedirler. Platon’un kitlelerin her zaman haklı olmadığı........
