CHP’nin Bitmeyen Transfer Hikâyesi: Sorun İsimler mi, Yoksa Yapısal Körlük mü?
Türkiye’de siyasetin en hızlı aşınan kavramı artık ideolojiler değil, “sadakat”. Programlar değişebilir, söylemler dönüşebilir, ittifaklar kurulup dağılabilir; bunlar siyasetin doğasında vardır. Toplum değiştikçe siyaset de değişir. Buna kimse itiraz etmez.
Ancak seçmenin oy verdiği isimlerin, daha sandığın mürekkebi kurumadan başka bir siyasi adrese yönelmesi artık bireysel tercih ya da kişisel kariyer hesabı olarak geçiştirilemez. Bu tablo, aday belirleme mekanizmalarının, parti içi denge sisteminin ve temsil ilişkisinin yapısal bir zaafına işaret eder.
Bugün bu tartışma en çok CHP etrafında yapılıyor. Bu bir “CHP eleştirisi” değil; Türkiye’de muhalefetin neden bir türlü kalıcı güven üretemediğini, neden iktidar alternatifi olarak toplumun zihninde tam anlamıyla yerleşemediğini soğukkanlı biçimde sorgulama ihtiyacıdır. Sorun kişilerden çok, kişileri bu döngü içinde yeniden üreten kurumsal mimaridedir.
Son yirmi yıla bakıldığında CHP çevresindeki siyasi geçişlerin münferit vakalar değil, tekrar eden bir örüntü oluşturduğu görülür.
CHP’den ayrılanlar, CHP’ye gelip sonra başka çizgilere savrulanlar, CHP listelerinden Meclis’e girip kısa sürede başka siyasi adreslere yönelenler…
Buna karşılık, ters yönde –AK Parti’den CHP’ye kalıcı ve kitlesel bir yöneliş– neredeyse yoktur. Bu asimetri tesadüf değildir.
Seçmen açısından mesele kişilerin fikir değiştirmesi değil, verdiği oyun temsil ettiği siyasi kimliğin, kendisinden habersiz biçimde başka bir haneye taşınmasıdır. Burada zedelenen şey kariyer değil, temsil ilişkisidir.
2018 ve özellikle 2023 seçimlerinde izlenen ittifak ve kontenjan politikaları, kısa vadeli matematik ile uzun vadeli güven arasındaki gerilimi açık biçimde ortaya koydu. İYİ Parti’ye verilen alan, ardından DEVA ve Gelecek Partisi’ne açılan geniş listeler, o günün koşullarında “geniş demokrasi cephesi” gerekçesiyle savunuldu.
Bugün ise bu isimlerin bir kısmının siyasi pozisyon değiştirmesi, seçmenin zihninde şu soruyu büyütüyor:
“Ben CHP’ye oy verdim; bu oy hangi programa, hangi siyasal hatta verilmişti ve bugün o hat nerede duruyor?”
Bu soru yalnız CHP’yi değil, ittifak siyasetinin tamamını ilgilendiriyor. Stratejik işbirlikleri, seçmende kalıcı güven........
