menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Alev Alatlı ‘Paçozlaşma’ derken hangi devr-i iktidarı kastediyordu?

40 0
10.01.2026

Rahmetli Alev Alatlı ile inişli çıkışlı, kavgalı-barışmalı bir ahbaplığım vardı.

Kendisini ilk 1980’lerin başında Cumhuriyet gazetesinde tanıdım. Amerika’dan yeni dönmüştü, gazete bünyesinde “Bizim English” diye bir dergi çıkarıyordu, İngilizce öğretme konusunda kendisine özgü bir metodu vardı, dergiyle okuyuculara İngilizce öğretiyordu.

Ben de İngilizcemi geliştirmeye uğraşıyordum. O zamanları yaşayanlar bilecek, İngilizce kitap bulmak bir büyük meseleydi. Bazen eş dost arkadaş aracılığıyla Robert Kolej kütüphanesinden kitap bulabilirdik, çoğunlukla Tünel’de ABC Kitapevinde paramın yetmediği İngilizce kitapları ayaküstü okumaya çalışırdım.

Alev Alatlı’nın gazetedeki odası ise İngilizce kitap doluydu. Ondan ödünç alır, okur geri verir, yenisini alırdım.

Ahbaplığımız böyle başladı.

Ben büyük bir entellektüel açlık çekiyordum, Alev Alatlı ise tanıyanların gayet iyi bildiği gibi konuşmayı ve ders anlatmayı seven iyi bir öğretmendi. Dostluğumuz gelişti.

Biz Türkiye’de son derece dar bir ufukla, hatta at gözlükleriyle sınırlanmış insanlardık, bunu derimin altında hissediyordum. Alev Alatlı ise ufku 360 derece bir ülkeden, Amerika’dan geliyordu. Ne kadar derindi bir şey söylemeyeceğim ama en azından inanılmaz bir fikri özgürlükle konuşuyordu.

Çok kavgalarımız da oldu.

O mesela Turgut Özal’ı “Büyük bir devrimci” olarak görüyordu, bense Özal’ın yaptıklarını takdir etmekle birlikte onun demokrasiyle ilişkisinin zayıflığından hareketle onu “idare-i maslahatçı” buluyordum.

O Süleyman Demirel’den neredeyse tiksiniyordu, bense Demirel’in Özal’a göre daha tutarlı ve daha derin bir şahsiyet olduğunu düşünüyordum.

Ama sonunda ikisi de idare-i maslahatçıydı bana göre. Demirel, yüzde 50’nin üzerinde oyla seçildiği 60’lı yıllarda Türkiye’yi dünyaya açabilecekken ve eli çok daha rahatken ancak bıçağın sahiden kemiğe dayandığı ve başka gidecek yolun kalmadığı 24 Ocak 1980’de Türkiye’yi dünyaya açmıştı. Turgut Özal, Demirel’in açtığı yolda devam ediyordu.

Her neyse bunlar çok uzak zamanda kalmış tartışmalar, Türkiye bugün başka bir yerde.

Alev Hanımla aramıza zaman ve mesafe girdi. Ben onun izini kaybettim, o benimkini kaybetti.

Yıllar yıllar sonra, ben Radikal’de çalışırken bir gün telefonum çaldı, arayan Alev Alatlı’ydı. Benim Radikal’de pazar günü yazdığım bilim yazılarımın takipçisiydi, kuantum mekaniği hakkında yazmaya başladığımda telefona sarılmıştı, kitabı........

© 10 Haber