Sivas Katliamı’nın tarihsel arka planı
Sivas Katliamı’nın tarihsel arka planı
Madımak'ta yakılmak istenen yalnızca otuz üç can değildi. Yakılmak istenen, Cumhuriyet'in aydınlanma fikriydi; akıldı, bilimdi, sanattı ve laiklikti. Nitekim otelin önünde gerici yobaz sürüsünün attığı sloganlar da bunu açıkça ortaya koyuyordu. "Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak" sözleri, hedefin yalnızca Madımak'taki insanlar olmadığını, Cumhuriyet'in laik ve aydınlanmacı değerlerinin de doğrudan hedef alındığını gösteriyordu.
CUMHURİYET’E YÖNELEN KARŞI DEVRİMCİ SÜRECİN İZLERİ
2 Temmuz’u her yıl bir yas günü olarak anıyoruz. Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen otuz üç aydını, sanatçıyı ve iki otel emekçisini saygıyla anıyoruz. Ancak Sivas’ı yalnızca o güne sıkıştırırsak asıl meseleyi gözden kaçırırız. Madımak, bir anda yaşanmış bir katliam değildir; yıllar boyunca örülen siyasal, toplumsal ve ideolojik bir sürecin kanlı sonucudur.
Niyazi Berkes’in Türkiye’nin çağdaşlaşma sürecine ilişkin çözümlemeleri, Cumhuriyet tarihinin temel gerilimlerinden birinin dinin siyasal alandaki belirleyiciliği ile laik yurttaşlık anlayışı arasındaki mücadele olduğunu ortaya koyar. Sivas Katliamı da bu uzun tarihsel çatışmanın en kanlı duraklarından biridir. Münferit bir linç değil; Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana laikliğe, hukuk devletine ve eşit yurttaşlığa karşı süren karşı devrimci sürecin en görünür halkalarından biridir. Aktörler değişti, yöntemler değişti ama hedef değişmedi.
ŞEYH SAİT’TEN MENEMEN’E: GERİCİ HAT
Cumhuriyet’in ilanından iki yıl sonra, 1925’te Şeyh Sait İsyanı patlak verdi. İsyan dinî söylemle meşrulaştırıldı; ancak o tarihte, o coğrafyada tesadüfen ortaya çıkmadı. Musul meselesi Milletler Cemiyeti’nde görüşülürken, İngiltere’nin bölgedeki çıkarlarıyla isyanın zamanlamasının örtüşmesi tarihçiler arasında bugün de tartışılan bir konudur.
İsyanın bastırılmasının ardından aynı yıl Şapka Kanunu çıkarıldı. Kanuna karşı Rize’den Erzurum’a, Sivas’tan başka kentlere kadar çeşitli gerici ayaklanmalar yaşandı. En çok bilinen isimlerden biri İskilipli Atıf Hoca’dır; 1926’da idam edildi. Kıyafet üzerinden yürüyen bu mücadele, Cumhuriyet açısından yalnızca bir kıyafet meselesi değil, dinî otoritenin siyasal ve kamusal alandaki belirleyiciliğini sınırlama mücadelesiydi.
Beş yıl sonra, 1930’da Menemen’de aynı hattın içerideki yansıması görüldü. Derviş Mehmet ve çevresi, genç asteğmen Kubilay’ı dinî sloganlarla katletti. Bu yalnızca bir cinayet değil, Cumhuriyet’in laik karakterine yönelmiş açık bir meydan okumaydı. Mustafa Kemal’in laikliği Cumhuriyet’in temel güvencelerinden biri olarak görmesinin nedeni de buydu. Din siyasetin aracı hâline geldiğinde hukuk zayıflar, yurttaşlık aşınır ve devlet dış müdahalelere daha açık hâle gelir.
AYDINLANMA PROJESİ NEDEN HEDEF ALINDI?
Cumhuriyet yalnızca yeni bir devlet kurmadı; yeni bir toplum inşa etmeyi de hedefledi. Halkevleri, Millet Mektepleri, Köy Enstitüleri ve karma eğitim bu aydınlanma projesinin temel taşlarıydı. Saffet Arıkan, Mustafa Necati, Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un öncülüğünde geliştirilen Köy Enstitüleri, sorgulayan, üreten ve eleştirel düşünebilen yurttaşlar yetiştirmeyi amaçlıyordu.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından uluslararası dengeler değişti. Truman Doktrini ve Marshall Planı’yla Türkiye, Soğuk Savaş’ın Batı bloğuna eklemlendi. Bu süreçte din, yalnızca bireysel bir inanç alanı değil, komünizme karşı ideolojik bir araç olarak da öne çıkarıldı. 1951’de Halkevleri kapatıldı. 1954’te ise Köy Enstitülerinin özgün yapısı ortadan kaldırılarak İlköğretmen Okullarına dönüştürüldü. Böylece........
