menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kıbrıs’ta Temmuz Eşiği: Yeni Girişim, Eski Sorunlar

33 0
29.04.2026

Kıbrıs’ta Temmuz Eşiği: Yeni Girişim, Eski Sorunlar

Fransa ile Kıbrıs Rum Yönetimi arasında yapılan askeri anlaşma ve Avrupa’nın Lefkoşa hamlesi adayı diplomasi masasından çok bir güvenlik platformuna dönüştürürken, Kıbrıs Türklerini dışlayan yaklaşım sürdükçe ilerleme ihtimali zayıf kalıyor. (Foto @EmmanuelMacron/ X)

Kıbrıs meselesi, uzun bir durgunluk döneminin ardından yeniden yoğun bir diplomatik hareketliliğin içine girmiş durumda. Ancak bu hareketlilik, henüz bir çözüm sürecine işaret etmiyor. Daha çok, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in Temmuz sonrasında başlatmayı planladığı yeni girişim öncesinde tarafların pozisyonlarını yeniden tanımladığı bir hazırlık evresi yaşanıyor. Bu evrenin en dikkat çekici özelliği ise açıklamaların artması, buna karşılık güvenin aynı hızla inşa edilememesi.

Güven Yerine Güvensizlik İnşası

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın son değerlendirmesi, bu çelişkiyi sade ama çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor: “Gün geçmiyor ki Kıbrıs Rum liderliğinden yeni bir anlaşma haberi ya da Kıbrıs sorununa ilişkin yeni bir açıklama duymayalım.”

Gerçekten de tablo bu. Bir yanda Fransa ile imzalanan askeri işbirliği anlaşması, diğer yanda Temmuz sonrasında beklenen BM girişimi için “süreç zaten başladı” mesajları. Buna Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Kıbrıs sorununu bölgesel istikrar ve refahla ilişkilendiren açıklamaları da ekleniyor. Ancak aynı söylem içinde dikkat çekici bir çelişki var. Avrupa’nın “Rus, Türk ve Çin etkisine bırakılmaması” gerektiği vurgulanırken, Kıbrıs Türklerini yok sayan enerji projelerinin gündeme getirilmesi, güven inşa etmek yerine güvensizliği derinleştiriyor.

Erhürman’ın sorusu bu nedenle kritik: “Kıbrıslı Türkler yok sayılarak bu adada çözüm olabileceğini düşünen var mı gerçekten?” Bu soru, bir serzeniş değil, çözümün temel koşuluna yapılan doğrudan bir hatırlatmadır.

AB’nin Yeni Kıbrıs Yaklaşımı

Son Avrupa Birliği zirvesi, Kıbrıs’ın rolünü köklü biçimde dönüştüren bir gelişmeye işaret ediyor. Güney Lefkoşa’da yapılan toplantı, yalnızca diplomatik bir temas ya da sembolik bir birlik gösterisi değildi; Avrupa’nın değişen jeopolitik reflekslerinin sahaya yansıdığı, güvenlik ve savunma mimarisinin yeniden kurgulandığı bir eşik niteliği taşıyordu. Bu yönüyle zirve, Kıbrıs’ı klasik anlamda bir “sorun dosyası” olmaktan çıkarıp, Avrupa’nın stratejik yönelimlerinin test edildiği bir platforma dönüştürme sürecinin parçası haline getirdi.

Avrupa Birliği’nin son yıllarda artan biçimde dillendirdiği “stratejik özerklik” hedefi, özellikle ABD ile yaşanan görüş ayrılıkları, NATO içindeki uyum sorunları ve küresel güvenlik ortamındaki belirsizlikler karşısında daha somut bir içerik kazanmaya başladı. Avrupa Birliği, savunma alanında kendi kapasitesini artırmayı ve krizlere bağımsız müdahale edebilme yeteneğini geliştirmeyi hedeflerken, bu dönüşümün coğrafi dayanak noktalarına da ihtiyaç duyuyor. Kıbrıs ise bu bağlamda yalnızca jeopolitik konumu nedeniyle değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki enerji hatları, deniz yetki alanları ve bölgesel krizlere yakınlığı nedeniyle stratejik bir “ileri üs” işlevi görmeye başlıyor.

Kıbrıs AB’nin Stratejik Laboratuvarı mı?

Bu yeni yaklaşımın hukuki ve kurumsal dayanaklarından biri olarak öne çıkan Avrupa Birliği Antlaşması Madde 42.7, yani karşılıklı savunma hükmü, son dönemde daha sık referans verilen ve operasyonel hale getirilmeye çalışılan bir araç konumunda. Ancak bu maddenin, NATO Antlaşması Madde 5 ile karşılaştırıldığında hâlâ sınırlı bir caydırıcılık ve uygulama kapasitesine sahip olduğu görülüyor. NATO’nun kurumsallaşmış komuta yapısı, ortak planlama mekanizmaları ve entegre askeri gücüyle oluşturduğu caydırıcılık şemsiyesi, Avrupa Birliği’nin henüz ulaşamadığı bir derinliği temsil ediyor.

Tam da bu nedenle, Avrupa’nın Kıbrıs üzerinden geliştirmeye çalıştığı güvenlik yaklaşımı, bir anlamda eksik bir yapının sahada sınanması olarak okunabilir. Bu durum, adanın jeopolitik yükünü artırırken, aynı zamanda kırılganlıklarını da derinleştiriyor. Zira Kıbrıs artık yalnızca iki toplum arasındaki siyasi çözüm arayışlarının değil; aynı zamanda küresel ve bölgesel güç rekabetinin kesişim noktasında yer alıyor. Bu da adayı, diplomatik müzakerelerin ötesinde askeri, ekonomik ve stratejik hesapların merkezine yerleştiriyor.

Bu dönüşümün en dikkat çekici........

© yetkinreport.com