Yunanistan’ın Ege Hamleleri: Türkiye’nin Stratejik Sükûneti ve Riskler
Şubat ayında Atina’da yapılması öngörülen Erdoğan-Miçotakis Zirvesi öncesinde Yunanistan’dan peşpeşe riskli açıklamalar geliyor. İki lider en son 2024’de toplanan BM Genel Kurulu sırasında Nev York’ta biraraya gelmişti. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)
Diplomaside en tehlikeli anlar, sert sözlerin söylendiği değil; sessizliğin uzadığı anlardır. Çünkü uluslararası siyasette boşluk kalmaz. Bırakılan her boşluk, karşı tarafın cesaretiyle, hamleleriyle ve zamanla fiilî duruma dönüşen adımlarıyla doldurulur. Bugün Ege’de tam da böyle bir eşikteyiz. Şubat ayında, Ramazan’ın başlayacağı 19 Şubat’tan önce Atina’da yapılması beklenen Erdoğan–Miçotakis zirvesi öncesinde, Yunanistan’dan sistematik bir çerçeve içinde art arda gelen açıklamalar ile Ankara’nın stratejik sükûneti, yanlış hesap riskini büyüten bir psikolojik zemin oluşturuyor.
Söylem merdiveni, Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın Türkiye’yi açık biçimde “tehdit” olarak tanımlayan ve Ege’deki askerî tahkimatı bu çerçevede meşrulaştıran açıklamalarıyla başladı. Katıldığım toplantılarda bizzat dinledim kendisini. Bu dili yalnızca iç kamuoyuna değil, NATO platformlarında, Avrupa başkentlerinde ve akademik çevrelerde de sistematik biçimde tekrarlıyor.
Bu yaklaşım, artık basit bir iç politika refleksi değil; ABD, Fransa ve İsrail ile NATO dışında kurulan yeni savunma mimarisini, Ege adalarının hızla silahlandırılmasını ve ileri askerî üs hâline getirilmesini stratejik bir doktrin hâline getirme çabasının parçası.
Bu dil, statükoyu koruyan değil; statükoyu fiilen sahada değiştirmeye hazırlanan bir zihinsel eşiğin işareti gibi geliyor bana.
Ardından Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis, parlamentoda yaptığı konuşmada karasularının 12 mile çıkarılmasının uzun vadeli devlet stratejisinin parçası olduğunu açıkça dile getirdi. Ege’de ilan edilen “deniz parklarını” çevresel değil, egemenlik pekiştirme aracı olarak tanımladı ve bu adımların 12 mile giden yolun ilk aşaması olduğunu söyledi.
Bu söylem, sadece 12 mil tabusunu değil Lozan (1923) ve Paris (1947) Antlaşmalarıyla silahsızlandırılmış statüde Yunanistan’a bırakılmış adaların hukuki rejimini de fiilen tartışmaya açmak anlamına geliyor.
Zincirin son halkasında Başbakan Kiryakos Miçotakis konuştu. Adeta bakanlarını teyid etti.........
