Türkiye–Suudi Arabistan–Pakistan: Güvenlik Paktı mı, Ortak Kaygı mı?
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’la Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 17 Eylül 2025’de Riyad’da “Ortak Stratejik Savunma Anlaşması”nı imzalamıştı. Anlaşma iki ülke arasında savunma işbirliğini geliştirmeyi, herhangi bir saldırıya karşı ortak caydırıcılığı artırmayı hedefliyor. (Foto: Ekran Görüntüsü)
Son dönemde gündeme gelen Türkiye–Suudi Arabistan–Pakistan ittifakı iddiaları, ‘Müslüman NATO’su mu kuruluyor?’ sorusunu beraberinde getiriyor. Yoksa bu dünyanın ve bölgenin içinde bulunduğu durumdan kaynaklanan bir tedirginliğin yol açtığı bir fikir mi? Türkiye’nin savunma teknolojisi, Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı ve Suudi Arabistan’ın finansal ağırlığını yan yana koyunca “Müslüman NATO’su” gibi iddialı bir etiket kulağa hoş geliyor.
Ama bu, bence eksik — hatta yanıltıcı — bir okuma. Çünkü bugün bu üç ülkeyi birbirine yaklaştıran şey ortak bir ideoloji ya da bilinçli bir blok kurma iradesi değil; çok daha insani, çok daha tanıdık bir duygu: yalnız kalma kaygısı.
Aden Körfezi’nden (Yemen) Afrika Boynuzuna (Somali) uzanan sert rekabet, İran’da sokak hareketlerinin nereye evrileceğine dair belirsizlik ve büyük bir kriz anında ABD ile Çin’in gerçekten ne yapacağına dair derin kuşku… “Pakt” diye konuşulan şey, bana kalırsa bir anlaşmadan çok, içinde yaşadığımız jeopolitik iklimin ruh hâli. Herkes daha güçlü olmak istiyor; ama kimse tek başına kalmak istemiyor.
Bu yüzden üç başkentte, farklı kelimelerle ama aynı anlamda sorulan bir soru var:
Bir sonraki ciddi güvenlik sarsıntısı geldiğinde, kim gerçekten kimin yanında duracak — ve ne kadar hızlı?
Suudi Arabistan’ın Yemen tecrübesi, yalnızca askerî bir yıpranma hikâyesi değil. Riyad bu pahalı dosyadan çok net bir ders çıkardı: Körfez’de bundan sonra “eşit ortak” rolüyle yetinmeye niyeti yok. Belirleyici güç olmak istiyor.
Yemen, Suudiler için sadece bir güvenlik meselesi değil; Kızıldeniz’e ve Aden’e açılan stratejik bir kapı. Bu kapının anahtarlarının başkalarının elinde olmasını istemiyorlar. Tam da bu nedenle Yemen’de iç dengeyi kendi lehlerine yeniden kurmaya çalışırken, BAE’nin sahadaki ağlarından ve bu ağların İsrail güvenlik çıkarlarıyla kesişme ihtimalinden rahatsızlık duyuyorlar.
Ses tonu diplomatik olabilir; ama verilen mesaj çok net: Kızıldeniz’in güvenlik mimarisi başkasının özel projesi olamaz.
Bu huzursuzluk Yemen’le sınırlı değil. Afrika Boynuzu’nda limanlar, kıyılar ve askerî erişim hatları üzerinden kurulan denklemler artık ticari bir........
