Hayat işte!
Takvimden eksilirken günler, yaşayamadıkları değil yaşadıklarıdır insan demiş ya şair! Belki de bazı sözleri şairler dememiştir de onlar, şairleri kıskandıracak kadar çoktan şiir olmuşlardır.
Cümleyi daha derli toplu bir şekilde ifade etmeye çalışacak olursak; insan, yaşadıkları ve /ya yaşayamadıkları ve de hayallerinin toplamıdır ya!
Uzun ince bir cümle gibidir hayat, ha koptu ha kopacak. Kopacak dersiniz kopmaz, tamam daha da bir şey olmaz dersiniz bir bakmışsınız iki seksen yerlerdesinizdir.
Belki de böyle olması gerekiyordur. Bu yüzdendir belki de hayat gailesinde birçoğumuzun dikiş tutturamaması! Hayatın olağan akışını kabullenmek istemeyişimizdendir belki de yarım kalan onca şey!
Uzun ince bir cümle gibidir dedim hayat demin, güldün sanki! Benzetmeye mi güldün, bana mı yoksa hayata mı bilemiyorum ama sen hep gül insan kardeşim! Sen hep gül. Sen hep gül ki içimizin nasır tutmuş yanlarından bir bahar devşirebilelim yeniden. Sen hep gül ki pas tutan düşüncelerimizin üzerindeki ölü toprağını süpürüp geçsin gözlerinin aydınlığı. Sen hep gül ki unutulmaya yüz tutmuş hislerimiz dal budak salsın yüzünün atlasında.
Sen gül ki güneşin bir anlamı olsun, yağmurun, rüzgârın, bulutun, ırmağın, toprağın, ağacın, çiçeğin, çocuğun, bugünün, yarının…
Sen gül ki şiirlerin bir anlamı olsun, türkülerin bir manası.
Sen gül ki kundaktaki bebeğin, sokaktaki çocuğun, okuldaki gencin düşleri yarım kalmasın.
Benzetmeler olmasa, şarkılar şiirler olmasa, ağlamalar gülmeler olmasa, sevgiler nefretler olmasa hayatın bir manası da olmazdı sanki! Hayatı katlanılabilir ve de yaşanılabilir kılan da bu zıtlıklar ve bu karşıtlıklar karşısındaki bizim duruşumuz ve tavrımız değil mi biraz da?
Sınanmadan, kirlenmeden, düşmeden, ağlamadan, incinmeden, yaralanmadan, kırılmadan, üzülmeden; imtihanın, temizliğin, ayakta kalmanın, gülmenin, mutluluğun, sağlığın, sevincin, neşenin ne anlamı olabilir ki?
Uzun ince bir cümlenin içinde yerini yadırgayan, yok yok yerini bulamayan bir kelime gibidir insan çoğunca, evsiz barksız, yurtsuz yuvasız bir göçebe misali. Bir göçebe gibi rüzgârın insafına bırakmıştır kendisini. Sevinçleri hep yarımdır, korkuları sürekli. Umutları, düşleri sonsuzdur, adımları ürkek, bakışları kederli. Yüreği kıpır kıpırdır, elleri telaşlı.
Şık bir elbiseye öylesine iliştirilmiş dikkatli nazarların ancak fark edebileceği ufak bir detaydır, küçük bir ayrıntı. İğretidir duruşu, emanettir gülüşü. Ele avuca sığmaz istekleri vardır, peşini bırakmaz kaygıları.
Hayat işte! İster uzun ince bir cümle olsun ister yerini yadırgayan bir kelime isterse de girift bir paragraf. Önemli olan insanın kendisine verilen bu bileti, nasıl kullandığıyla ilgilidir. Günün sonunda herkes kendisiyle baş başa kaldığında boy aynasının karşısında kendi gerçeğiyle yüzleşecektir nasıl olsa! Ve aynalar hakikati söylemese bile-çünkü hakikat öyle her gözce görülemez, her kulakça duyulamaz- gerçeği olduğu gibi serecektir önümüze.
Belki de bu yüzden değil işte tam da bu yüzden ölmeden evvel ölebilmelidir insan. Kıymetli olan yapamıyorken değil yapabiliyorken vazgeçebilmek her şeyden-çok kıymetli bir dostun ifadesiyle sevdiklerimize hak ettikleri kadar vakit ayırabilmek için- Yoksa güçten düştükten sonra değil.
Bütün yolların Roma'ya çıkması gibi tüm ertelemeler, ötelemeler ve geç kalmalarda da bütün oklar Behçet Necatigil'in 'Sevgilerde' şiirini gösteriyor yine. Ve tüm bunlar yarınların daha güzel olması adına yapılıyor ya!
Hep yarınlarda fark yaratmak için bugünleri heba ediyoruz. İki günü eşit olan ziyandadır nasihatiyle vurgulanmak istenen bu olmasa gerek! Yarınlar farklı olsun derken birbirinin aynısı hayatlar sürerek hem bugünü zehrediyoruz kendimize hem de meçhul bir geleceği satın almaya çalışıyoruz ömrümüzün en güzel günleriyle. Mademki hayat ileriye doğru yaşanan, geriye bakılarak anlaşılan bir şeyse geçmişten hiç ama hiç ibret almadığımız ortada.
Hadi beğenmiyorsunuz beni buyurun işte en güncel örnek:
Liverpool'un koçu Jürgen Klopp gibi yıllık 50 milyon euro'luk (Kendi paramıza çevirip de moralimi bozacak değilim.) geliri bırakıp hayatı, hayat elinizden kaçmadan yaşamak için cesareti gösterebilenlere selam olsun, buradan.

QOSHE - Uzun İnce Bir Cümle - Erol Konal
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Uzun İnce Bir Cümle

10 4
07.02.2024

Hayat işte!
Takvimden eksilirken günler, yaşayamadıkları değil yaşadıklarıdır insan demiş ya şair! Belki de bazı sözleri şairler dememiştir de onlar, şairleri kıskandıracak kadar çoktan şiir olmuşlardır.
Cümleyi daha derli toplu bir şekilde ifade etmeye çalışacak olursak; insan, yaşadıkları ve /ya yaşayamadıkları ve de hayallerinin toplamıdır ya!
Uzun ince bir cümle gibidir hayat, ha koptu ha kopacak. Kopacak dersiniz kopmaz, tamam daha da bir şey olmaz dersiniz bir bakmışsınız iki seksen yerlerdesinizdir.
Belki de böyle olması gerekiyordur. Bu yüzdendir belki de hayat gailesinde birçoğumuzun dikiş tutturamaması! Hayatın olağan akışını kabullenmek istemeyişimizdendir belki de yarım kalan onca şey!
Uzun ince bir cümle gibidir dedim hayat demin, güldün sanki! Benzetmeye mi güldün, bana mı yoksa hayata mı bilemiyorum ama sen hep gül insan kardeşim! Sen hep gül. Sen hep gül ki içimizin nasır tutmuş yanlarından bir bahar devşirebilelim yeniden. Sen hep gül ki pas tutan düşüncelerimizin üzerindeki ölü toprağını süpürüp geçsin gözlerinin aydınlığı. Sen hep gül ki unutulmaya yüz tutmuş hislerimiz dal budak salsın yüzünün atlasında.
Sen gül ki güneşin bir anlamı olsun, yağmurun, rüzgârın, bulutun, ırmağın, toprağın, ağacın, çiçeğin, çocuğun, bugünün, yarının…
Sen gül ki şiirlerin bir anlamı olsun, türkülerin bir manası.
Sen gül ki kundaktaki bebeğin, sokaktaki........

© Yeşilgiresun


Get it on Google Play