Nerede yanılıyoruz? Konuşulmayan hatalar, büyüyen Tehdit
Türkiye’de terör meselesi her gündeme geldiğinde aynı refleksle karşılaşıyoruz:
“Bitti.” “Bitirildi.” “Ezildi.” Oysa soru şu olmalı:
Gerçekten mi? Yoksa sadece şekil mi değiştirdi?
Bu soruyu sormaktan özellikle kaçınıyoruz. Çünkü cevap, devleti yıpratmaz ama devlet aklını rahatsız eder. Mustafa Kemal Atatürk’ün devlet anlayışı ile Sigmund Freud’un insan ve toplum çözümlemeleri birlikte okunduğunda, bugün konuşulmayan ama terörü yeniden üreten ciddi yapısal hatalar görünür hâle geliyor.
Güvenliği kutsallaştırıp hukuku araçsallaştırmak
Devletin en temel yanılgılarından biri şudur:
Güvenliği mutlak hedef, hukuku ise gerektiğinde esnetilebilecek bir araç gibi görmek.
Oysa Atatürk için devlet:
Sadece güçlü olmak zorunda değildir, meşru olmak zorundadır. Hukukun zedelendiği yerde devlet güçlenmez; otorite ile adalet arasındaki bağ kopar. Freud’un ifadesiyle, bu kopuş bireyin vicdanını devlete bağlamaz; tam tersine, “haklı şiddet” anlatılarını besler. Devlet, adalet dağıtan olmaktan çıkıp taraf gibi algılandığında, terör örgütleri kendilerini “alternatif adalet” olarak sunar. Bu psikolojik eşik aşıldığında, silahların sayısı değil, meşruiyet algısı belirleyici olur.
Sessizlikle iyileştirme yanılgısı
Türkiye’de uzun süredir uygulanan örtük bir strateji var:
“Konuşmazsak geçer.”
Bu yaklaşım psikanalitik olarak tam bir hatadır.
Freud’un en temel uyarısı şudur:
Bastırılan, yok olmaz; biçim değiştirerek........© Yeniçağ
