Umut ışığı, umut hakkıyla mümkün!
Uluslararası hukuk, “özgürlükten yoksun bırakılmaktan daha eziyet verici bir cezanın olmadığı” için ve bu duruma “sivil ölüm” denildiğinden “umut hakkı”nın elzemliğini ısrarla vurgular.
Bu hukuk, “hayatı hapsedilenlerin hapsedilmek dışında demokratik toplumdaki bireyin sahip olduğu tüm haklara mahpus da sahiptir” der. Bu haklar, yaşam hakkı, sağlık hakkı, hastalıklardan korunma ve sağlıklı koşullarda kalma, tedavi görme, sağlıklı beslenme (gıda, su…) hakkı, kültürünü-inancını özgürce geliştirip yaşama hakkı, anadil hakkı, araştırma yapma hakkı, araştırdığı konuların kaynaklarına özgürce ulaşma hakkı, ziyaret edilme (üç arkadaş ve ailesiyle) hakkı, yakınlarının olduğu hapishanede olma hakkı, yakınlarını defnetme hakkı, yas tutma hakkı, özel yaşamın korunması hakkı, görüşlerini kamuoyu ile paylaşma hakkı, bilgi edinme hakkı, haberleşme hakkı, kolektif haklarını mahpuslarla sosyal faaliyet olarak yapma hakkı, kültür-sanat faaliyetleri hakkı, onur kırıcı-kötü muamele ve işkenceye maruz kalmama hakkı ve umut hakkı…
Bu haklar ihlal edildiğinde, yaşanan duruma tecrit denir. Bu da insanlığa karşı işlenen suçtur. Tecrit nerede, kime karşı uygulanırsa uygulansın, karşı çıkmak, itiraz etmek, kabul etmeme hakkı vardır. Demokratik toplumda olduğu gibi zorbalığa, baskıya, kötü muameleye, ayrımcılığa karşı direnme hakkı da uluslararası hukuk tarafından tanınmaktadır.
Türkiye mahpushanelerinde bu hakların hepsi aleni, keyfi ve hukuksuzca gasp ediliyor. Yargı taraflı karar vererek mahpus idaresini, gardiyanları daha fazla hakkın gaspı için cesaretlendiriyor. Bu durumlar; İHD, TİHV, Af Örgütü ve CPT gibi birçok kurum tarafından sayısız kez rapor edilmiştir.
Hukukun katledilmesi
Hapsedilme öncesi ve sonrası ulusal ve uluslararası hukuk tarafından garanti altına alınan bu haklar için, yargının her safhasında savunmasını yapan hak savunucularına ceza kesiliyor. Yargı safhaları ve İdare ve Gözlem Kurulu........
